Sunday, 31 March 2013

AFRO BLUE - Robert Glasper Experiment feat Erykah Badu



Bahar geldi, kendimi seçtim.
Kuşlar uçtu, kendimi aştım.

Afro Blue (feat. Erykah Badu) by Robert Glasper Experiment on Grooveshark

* Bülent Ortaçgil'in "Bahar Türküsü" adlı şarkısından 
** Çiçekler benim. Metro çıkışındaki abladan her Cuma mutlaka çiçek alırım, evde renk renk çiçekler olunca kendimi çok iyi hissediyorum. 


Sunday, 24 March 2013

ACROSS THE DELTA - SVEN VAN HEES



Hava ayaz mı ayaz.
Ellerimizde eldiven, ayaklarda çift kat çorap.
Bere üstü kapşon, kapşon üstü şal. 
Valizdeki her şeyi üst üste giymişiz. 
Bilmemne gracht’a doğru yürüyoruz.

Bende Hollandaca da Almanca da bu kadar.
Hollanda ve Almanya sınırlarında, ortaokuldan kalma Almancamın hiçbir hayrını görmediğimden olacak “something strasse” ve “whateverburg" diye adres soran bir insanım.

Amsterdam, hafta sonu dolaşmak, güzel kafelerinde laflamak ve elbette –meraklısına- bir güzel dağıtmak/dağılmak için harika bir yer. Her sokağını birbirine benzet, “ tamam işte bu kanal, bulduk oteli!” de, o kanal söz konusu kanal çıkmasın, kaybola kaybola dolaş. Daha güzeli var mı?

Ve fakat Amsterdam’da çalışmak hiç eğlenceli değil.  
Bizzat tecrübe ettiğimden ve aksiyon eksikliğinden midir nedir, sıkıntıdan patlatır insanı.

Niyeyse Amsterdam gibi şehirlerde bizdeki gibi hızlı ve yoğun bir iş hayatı yokmuş da, herkes öğrenci, emekli, yazar-çizer ve dükkan sahibiymiş gelir bana. Böyle bisikletle sakin sakin dolaşmalar, gün ortasında kafelerde oturmalar. Ne anladım ben bundan? Ortalama bir Çarşamba günü, şehir cayır cayır yanmalı mânâsız panikten. Böyle iş mi olur? 

Nerede hani akmayan trafik? Hani kornalar? Hani sıkışık otobüsler, metrolar?
Hani sunuma gitmek için plazalardan yangın varmış telaşıyla taksiye koşan beyaz yakalılar? Hani plazaların önünde sigara içen ve muhtemelen dedikodu yapan, adını unutmasın diye boynundaki kartta yazan profesyoneller? Nerede bu insanlar ya? 

Downtempo bir şehir, herkeste bir sayfiye rahatlığı, buz gibi havada bile bisiklete binme inadı, her yere yürüyebilme güzelliği. Hiçbir şey yapma, otur kıskançlıktan delir.

Bu sefer sadece dolaşmaya ve Schalke 04 - Galatasaray maçı için Gelsenkirchen'e geçiş yapma bahanesiyle gittik Amsterdam'a.



İki adımda bir Galatasaray formalı insan görmek iyi geldi. 
Bir otobüs dolusu neşeli insanla Gelsenkirchen’e gitmek iyi geldi. 
-5 derecede, mide spazmı geçirdiğimiz dakikaların sonunda 3 gol iyi geldi. Gurbetçilerle bir ağızdan “auf wiedersehen Schalke” demek iyi geldi. 

Amsterdam böyledir işte, ister içinde ol ister içinden geç git, herkese iyi gelir. Hele orada yapacak bir işin yoksa şifa gibidir. Ve fakat deplase olmak da son derece ciddi bir iştir.


* İlk fotoğrafı Amsterdam’da çektim, ikinci foto ise görüldüğü üzere maç biletim