Saturday, 9 November 2013

I DO WHAT I DO - THE RANDA AND SOUL KINGDOM




Geçen gün metroda, iki kadın arasındaki küçük bir tartışmanın sonuna şahit oldum. Kadınlardan biri diğerine laf yetiştirmekten bezmiş olacak ki “lütfen biraz saygılı olun” dedi, diğeri ona “sen kimsin ki sana saygı göstereyim?” diye cevap verdi. Hanımefendinin kafası nasıl çalışıyorsa artık; birine saygı duyabilmesi için onu bizzat tanıyor olması da ya da o kişinin “biri” olması gerekiyor galiba. Iki cümledeki “siz” ve “sen” vurgusuna ayrıca dikkatinizi çekerim. 

En çok saygı duyulduğu söylenen ya da mecburiyetten de olsa saygılı davranılan insanlar hep siz diye hitap edilenler. Başbakan gibi, öğretmen gibi, otoriter baba ya da koca gibi sesi yüksek çıkarsa diye korkulanlar. Müdürler, patronlar, çantası sizinkinden pahalı olanlar, ünlüler, önünde el pençe durulan çoook önemli şahıslar gibi kendinize denk görmediğiniz hep “siz” olurken, aynı yerde durduğunuz insan sırf saygı ona duyulmadığının altını çizmek için “sen” oluveriyor. Zoraki saygının zamiri var işte. 

Metrodaki kadına göre saygı görebilmek için var olmanız yetmiyor. O yüzden üst komşunuz da sabah 7’de elektrikli süpürgeyi çalıştırabilir mesela. Aynı apartmanda yaşıyor olmanız, uyuyor olmanız, hasta olmanız, çalışıyor olmanız ve hatta en basiti sabahın körü olması umrunda değil. Kimsiniz ki saygı duysun değil mi?

Saygı kelimesinin içinin nicedir boşaltılmışlığından ve her şeyi idealize etme huyumdan ve küfür dağarcığımın darlığından olacak… insanların anlam veremediğim davranışlarını, kimilerinin bazı konulara yaklaşma şeklini, tepkisini, anlayamadığım bazı düşünce biçimlerini, yakın bulmadığım fikirlerini, söz konusu fikrin ya da davranışın sahibi insanın karakter özelliği olarak değil bir kültür meselesi olarak değerlendiriyorum. 

Bir insan asansöre bindiğinde içeridekilere “iyi günler” demiyorsa, ya da oturduğu mekandakileri rahatsız edecek kadar gürültülüyse ona “saygısız” “kaba” ya da “karakteri böyle demek ki” demiyorum, “kültürü bu kadar” diyorum. Karakter özelliği atfedildiği anda söz konusu kabalık ya da ayıp meşrulaşacağından bazen “demek ki ayrı kültürlerin insanlarıyız, ondan oluyor” diyorum. Böylece konu açılmadan kapanıyor. 

Örneklerdeki gibi durumlara görgü ya da terbiye eksikliği hatta saygısızlık bile denip geçilebilir elbette ama şehir, mahalle, semt, belli bir topluluk gibi bir kültürün parçasıysanız, trafikte delirmiş gibi korna çalmak sizi kaba bir insandan daha fazlası yapabilir. Şehir kültürüne uygun davranmayan, o kültüre haiz olmayan biri mesela. 

Var olan anlam ve kapsamına biraz daha yakından bakınca kültür; kim olduğumuzla, nasıl yaşadığımızla, insanlarla nasıl ilişki kurduğumuzla doğrudan ilintili. Tam bu noktada kültür dediğimiz şeyin hangi okulda okuduğunuzla, nerede çalıştığınızla, kimleri tanıdığınızla, kaç para kazandığınızla, haftada kaç film izlediğinizle, okuduğunuz kitaplarla, satın alma gücünüzle, etrafa nasıl göründüğünüzle değil; yetiştiğiniz aileden, çevreden, okuduğunuz okullardan ne alıp onlarla nasıl bir hayat yaşadığınız ve nasıl biri haline geldiğinizle ilgisi var.
Boğaziçili olmak sizi bir kültürün parçası yapar ama sizi kültürlü biri yapmaz. Mesele, parçası olduğunuz kültürün -hem de hiç kimse bakmıyorken, etrafınızda iyi davranmak zorunda olmadığınız insanlar varken - size ne kattığı ve sizi nasıl bir insan yaptığıdır. Yine mesela, aileniz size toplantı kültürü veremez, iş hayatına girdiğinizde onu siz edinirsiniz. Bu listeyi sabaha kadar uzatabilirim.
Toplu taşıma kültürü, futbol kültürü gibi.

Bireysel ve toplumsal konulardaki (çoğunlukla) aksaklıklara kültür ve bazen ahlak meselesi olarak bakmak herhangibir şeyi çözmüyor belki, hatta nereden baksan züğürt tesellesi ama daha az düşünmemi sağlıyor. İnsanlarla ve olaylarla arama mesafe koymamı kolaylaştırıyor.

İlginçtir, bu kültür meselesine kafayı takmaya başladığım zamanlar mutlaka “ben böyleyim”, “o da böyle biri” laflarını duyduğum dönemlere denk geliyor. Yine ilginçtir, ne zaman “ben böyleyim” diyen biriyle karşılaşsam altında hep meşrulaştırmaya çalıştığı bir kabalığı, bir eksikliği oluyor. 

Tıpkı geçen günkü gibi. Üst komşumun gürültüsüne isyan ettiğimde apartman görevlisi “aman uğraşmayın, canınız sıkılır, bunlar da böyle işte” dedi. “Kültürleri bu kadar değil mi?” dedim gaza gelip. “Yok canım, üniversite mezunu onlar” dedi. Züğürt tesellimi bile tek rakamla kaçırdığımdan kapıyı kapattım, konu zaten 20 saniye öncesinde kapanmıştı.





No comments:

Post a Comment