Monday, 16 September 2013

FAIRY TALES - CAYETANO




İnsan, çoğu zaman kendi başına hayal eder bir şeyleri. 
Bir şey yapmayı, bir yerde olmayı, bir şeyleri değiştirmeyi ya da sadece bir anlığına kaçmayı.
Gelir, bir başkası öznesi bile olmadığı o hayali kırar.

Çok tuhaf değil mi?      
Tane tane kumu suyla birleştirmek, güneşin altında üst üste yığdığın çamura küreğinle şekil vermek ve sonra belki de hiç tanımadığın birinin saatlerce uğraşıp yaptığın kumdan kalene basıp geçmesi gibi bir şey hayalkırıklığı.

Hayal kurmanın ünlemi “keşke”
Hayalkırıklığının bağlacı “meğer”

Hayal kurmak çok bireysel.
Hayalkırıklığı en az iki kişilik.

Ve belki bazen çok daha kalabalık.
Kalabalık olunca daha zor.
Kimin hangi parçasını kırdığını anlayamaz, parçalara bakar kalırsın çünkü. 
Hayalkırıklığının bile yalnızlığı makbul.

Keşke kendi kurduğu hayali, sadece kendi kırabilse insan.
Kendi kırabilse ki, kırdığından daha güzelini kurabilse.
Ya da kendi vazgeçse.

Ve fakat bazı anlar, hayalinin bile umrunda değilsindir.
Hayal, onu kimin kurduğu ile ilgilenmez; kendisini kimin kırdığını hatırlar.

Zaten en güzel hayaller romanlarda olur. 
O hayalleri kıranlar da romanın sonunda mutlaka cezasını bulacak olan kötü adamlardır.

Hayat da, kötü adamları ilk satırdan belli etmez.
Sonuna kadar okuman gerekir.



No comments:

Post a Comment