Wednesday, 22 May 2013

FRAGMENTS OF TIME - DAFT PUNK



Saat daha 10 bile değildi.
Radyo Alaturka’da Müzeyyen Senar çalıyordu.
Camdan 1 lirayı istemeye istemeye uzattı, “hasbinallah” dedi. 
Öbürü, sigarasını camdan içeri üfledi, pis pis sırıtarak 1 lirayı cebine attı.

Tövbe tövbe, ya sabır ve fesupanallah' ları bitince radyonun sesini açtı, dikiz aynasından bana baktı, hayli yaşlı olduğunu o an anladım. Bir süre baktı, sonra radyonun sesini kıstı.

- Kızım, sen beni kınadın mı? 
- Yok, estağfurullah. Ben anlamıyorum sadece. 
- Ben de anlamıyorum ki evladım. Kim oluyor da, o karar veriyor kimin hangi taksiye bineceğine? Bir de neyin parasını alıyor, hiç bilmiyorum. 
- Ama mecburen her seferinde 1 Lira veriyorsunuz. 
- Evet. 
- Taksi onun değil, önünde durduğunuz bina onun değil; o bina zaten durak değil ama parayı o kazanıyor. 
- Evet! Her gün 50 taksiden 1 Lira kazansa, günde 50 Lira eder. 

Sustu. Haftada ve ayda ortalama ne kadar kazandığını hesaplayıp bitirmesini bekledim. Bitirdi.

- Haftada 350, ayda 1400 filan yapar, değil mi?
- Evet. 
- Hiçbir şey yapmadan kim kazanıyor kızım o kadar para? 
- Ben daha fazlasını kazanan insanlar tanıyorum.
- Yapma ya? Onlar ne iş yapıyor? 
- Değnekçi onlar da. Tek farkı sokakta değil, ofiste çalışıyorlar. Temelde işleri aynı. Kime ne yapacağını söylüyorlar, kimse "sen kimsin?" diye sormuyor, kimse ne iş yaptığını bilmiyor ve mis gibi para kazanıyorlar. 

Beni biraz da olsa anladığına emindim.
Radyonun sesini tekrar açtı.
Zeki Müren çalıyordu ve saat 10’u daha geçmemişti.
Cep telefonumdan Türk Dil Kurumu’nun sitesine baktım.

Değnekçi: Kâhya
1. (isim) Motorlu taşıtların çalıştığı yerlerde yolcuların binişi ve taşıtların sıra düzenini sağlayan kâhya
2. Parklarda düzeni sağlamaya çalışan kimse
3. (tarih) Şehir düzeni ile ilgili görevli 

Bana sorsan, değnekçi dediğin kayıt dışı ve emekten muaf mikro mafya; tdk’ya göre şehir için canla başla çalışan gönül adamları. Ve ilginçtir, tanımların hiçbirinde değnekçinin kim tarafından söz konusu göreve atandığı ve kime bağlı olarak çalıştığı yazmıyor. 

Değnekçi dediğin küçük işlerin büyük (!) adamı.
Hiçbir şeyin sahibi o değil.
Ama herkesin patronu.
Hiçbir işi o yapmıyor.
Ama herkes kadar -belki de herkesten çok- kazanıyor.

Kimine güler yüzlü davranıyor, onunla arasını iyi tutuyor.
1 lirayı cebine indirirken espri yapıyor. 
Kimini asık suratı ve buyuran halleriyle korkutuyor; yüzüne bile bakmadan, elini uzatıyor; aralık camdan uzatılan parayı cebine atıyor ve eliyle “devam et” yapıyor.


Tanıdık geliyor mu bu haller?
Ofiste, mesela, görmüş olabilir misiniz bunlardan?
Herkese ne yapacağını söyleyen, sürekli telaşla ortada dolanan ama ne yaptığını hiçbir zaman kestiremediğiniz, dilinden “nasıl gidiyor?” “şu işi ne yaptınız?” soruları düşmeyen ama kendisi bir şey yapmayan, yaptığınız işe sizden daha çok sahip çıkan, payı olmadığı başarıyı en çok sahiplenen, en çok sevinen, tebrikleri sizin adınıza kabul eden, iyi bir şey olurken bir anda dibinizde biten, zor anlarda ortadan yok oluveren, yemekte her zaman patronun yanına oturan, patronun esprisine ilk gülen, kulağının dibinde fısır fısır konuşarak onu sevmediği insanlara karşı ince ince dolduran, en çok konuşan, en yüksek sesle gülen, kimileriyle arasını iyi tutup neşeli hikayeler anlatan, kimiyle “ben senin patronunum!” tavrıyla muhatap bile olmayan, işler kötü gittiğinde her şeyden kendini sıyırmayı başaran o insan var ya...

Hah işte, tanıştırayım o sizin değnekçiniz. 
Her şeyin ve herkesin patronu.
Kimsenin "sen kimsin arkadaşım?" demediği, ya muhatap olmaya değer görmediği ya da çekindiği, her gün maaşınızdan 1 Lira verdiğiniz insan. 
Küçük işlerin adamları.
Gerçek emek ve zaman hırsızları.

Bir zaman önce, hepimizi bezdiren bir ofis değnekçisine, tüm sakinliğimle "senin için çok üzülüyorum, çok yoruluyorsun, mesain hiç bitmiyor. Sürekli ortada dolaşmak ve her fırsatta yalakalık yapmak çok zor iş. Çalışmak daha kolay biliyor musun? Hem daha kısa sürüyor. Bir dene, belki seversin" demiştim. 

Benimle arasını bozmamak zorunda hissettiğinden önce dişlerini sıkmış, sonra adeti olduğu üzere abartılı bir kahkaha atmıştı. Kahkahası karşılık bulmayınca, gözüne kestirdiği insanlardan birer lirasını alıp ıslık çalarak uzaklaşmıştı.

O gece ben uyudum.
O uyumadı biliyorum. 
Tıpkı taksicinin müşteri çıkana kadar koltuğunda kestirmesi, değnekçininse bir aşağı bir yukarı volta atması gibi.

Bir değnekçiyle, çalışan arasındaki fark bu kadar basit aslında. 
Çalışan yorulur, gece kafasını yastığına koyar, rahat rahat uyur. 
Değnekçi uyuyamaz. 

Saat 10'u biraz geçmişti.
Radyoda Melihat Gülses çalıyordu.
Taksiden inerken "iyi uykular" dedim, "sana da kızım" dedi. 

Fragments of Time by Daft Punk on Grooveshark


No comments:

Post a Comment