Friday, 8 March 2013

KRATA GIA TO TELOS - HARIS ALEXIOU



İnsanın en gerçek hikayeleri hep çocukluktan kalmadır.
Hiçbir şeyi saklamadığı, aslında saklamaya gerek duymadığı, belki bu yüzden “dürüst” yerine “patavatsız” ilan edildiği, hesap-kitap peşinde koşmadığı, başına gelenden utanmadığı, hiçbir şeyi idealize etmek zorunda olmadığı, kimseye kendini beğendirmek için hikayeler uydurmadığı, farklı görünmek için şekilden şekle girmediği, en samimi, en gerçek hali hep çocukluktan kalmadır. 

Bir yalanı mesela, bir çocuğa defalarca söyleyebilirsin.
O her seferinde başka bir hikayeye inanır.

Bir çocuğun yanında, yenilebilirsin kolaylıkla.  
Seni kınamaz, elini omzuna koyar, belki gofretinden bir ısırık teklif eder.

Edip Cansever, “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor” derken belki tam da bunu kast ediyordu. Sen büyürken ve sürekli başkası olmak için debelenirken o seni asla bırakmıyor, geceleri rüyana giriyor, bazen beklenmedik bir fotoğraftan hınzırca gülüyor sana, belki sen kendine hikayeler uydururken, başkaları seni “farklı” bilsin diye taklalar atarken, o hep Demokles’in kılıcı gibi duruyor tepende. Göz göze gelmeye utanıyorsun bazen.
Evet, hiçbir yere gitmiyor ama bazen gün geliyor elini bırakıyor.

Şimdi, herkesin mutlaka bilmemizi istediği parlak ve kusursuz hikayeleri var değil mi?
Bilmemizden ödünüzün koptuğu hikayeleriniz de var.
Tavan aralarında, yemek örtüsünün lekelerinde, salondaki büfenin alt çekmecesinde saklı hikayeleriniz.
Ve elbette bizzat uydurduğunuz hikayeleriniz var.

Ve fakat, o kural hiç değişmiyor, biliyor musunuz?
Bir hikayenin üç tarafı vardır; senin tarafın, benim tarafım ve gerçek. *

Şahsen, hayatta peşinde koştuğum şeyler samimiyet ve gerçekliktir.
Kime nasıl görüneceğini hesaplamayan, hatasıyla, eksiğiyle; sıradan, kendine havalı sıfatlar uydurmayan, kendine yeni kimlikler yaratmayan, hep o çocukluktan kalma saflığı ile dünyaya bakan ve sırf bu yüzden sürekli kazık yiyen, saklamayan, sakınmayan insanlar ve onların bir o kadar gerçek hikayeleri.

Okuduğum kitaplardan dinlediğim şarkılara, kahve içtiğim insanlardan, kalemimin yettiği kelimelere kadar bu samimiyeti ve gerçeği ararım. 
Ve öylesine şanslıyım ki çoğu zaman bulurum. 

Tıpkı geçen gün İstanbul – Antalya uçağında başlayıp bir anda biteceğini hissettiğim için anında kapağını kapattığım ve bitirmemek için büyük bir mücadele verdiğim “Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde” kitabı gibi.

Her cümlesi gerçek.
Her kelimesi samimi.
Kitapta olan biten ne varsa film gibi değil, hayat gibi.

Çocukluğunu “çat” diye masaya çıkarıp koymak zordur.
Öylesine “kolaymış gibi” yapmış ki yazan.

Kitap bitince “oh be!” dedim.
Oh be! Hâlâ gerçeklik ve samimiyet peşinde koşan insanlar var.
Oh be! İyi ki böyle yazarlar var, hem de benim jenerasyonumdan!
Sırf bunun için bir kez daha “oh be!”

Hani çocukken, yan komşunun çocuğu anadolu lisesini kazanır da “sen hâlâ otur, bak elalemin oğlu neler yapıyor!” diye laf sokarlar, biz herkese inat onunla birlikte sevinirdik ya kendimiz başarmış gibi… İşte öyle bir “oh be!” 



Cümlenin orijinali: There are three sides to every story. Your side, my side and the truth.

** Kitap: Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde, Mahir Ünsal Eriş, İletişim Yayınları

*** Fotoğraf, Magnum arşivinden Patrick Zachmann’a ait.

**** κρατα για το τελος - Krata gia to telos: "En sona sakla" 
Şarkının Türkçe'sini Murathan Mungan'ın eşsiz kaleminden, Müslüm Gürses ve Sezen Aksu'nun sesinden dinlemek için: 

Sebahat Abla by Müslüm Gürses on Grooveshark





No comments:

Post a Comment