Monday, 29 October 2012

İSTANBUL HATIRASI - CEYLAN ERTEM




Mirrors are filled with people.
The invisible see us.
The forgotten recall us.
When we see ourselves, we see them.
When we turn away, do they? * 

Sezen Aksu Tribute (@ Hayal Kahvesi) by Ceylan Ertem on Grooveshark


* Eduardo Galeano'nun "Mirros: Stories of almost everyone" adlı kitabından. 

Sunday, 21 October 2012

HONESTY - FINK



Hiç olmadık zamanlarda bulunduğum yere, yanımdaki insanlara ve hatta kendime bir anda yabancılaşıveriyorum.

Elimde market poşetleri, sakin sakin sitenin içine doğru yürürken, bir anda evin önündeki ağaçlara takılı kalıp “biz burada mı oturuyoruz?” diye bakıyor ve bir süre evime, her gün önünden geçtiğim ağaçlara yabancılaşıyorum. 
Hatta kimi zaman, hangi dairenin bizim olduğunu kestirmeye çalışıyorum.

Bazen, karşımdaki insan konuşurken ona, söylediklerine, ses tonuna ve bulunduğumuz yere yabancılaşıp “biz buraya ne zaman geldik?” “sen kimsin?” “saat kaç?” diye düşünüyorum.

Sıklıkla karşılaştığım, baş etmeye çalıştığım ve belki de artık bıktığım bir duruma tekrar düşmüş, çabalarken “ben hangi ara bu işe bulaştım?” diye düşünüp tüm hikayeye ve o an olup bitene yabancılaşıyorum.

Geçen gün bir sınıf dolusu insana bir şeyler anlatırken yine geldi o his. 
Bir anda durup etrafıma baktım, ne yaptığıma, o insanların kim olduğuna. 
Ben boş boş onlara baktım, onlar da merakla bana. 
Söyleyeceğim şeyi unuttuğumu sandılar muhtemelen, oysa ben “siz kimsiniz? saat kaç?” diye düşünüyordum.

Klavyenin üzerindeki parmaklarıma yabancılaşıyorum bazen.
Sağ elimin serçe parmağı mesela, benimmiş gibi gelmiyor.
Masanın üzerindeki defterlere, aldığım notlara, bir zaman önce yazdıklarıma bakıyorum. Yabancı geliyor.

Hiç benim değilmiş gibi.
Hiç ben yazmamışım gibi.
Hiç orada olmamışım gibi.
Hiç konuşmamışız, hiç selamlaşmamışız gibi.

Herkes ve her yer aniden yabancı geliyor bazen.
“Ben buraya/olduğum yere ait değilim” gibi değil de sanki kaybolmuşum da yolumu bulmaya çalışıyormuşum gibi hissediyorum. 
Ya da daha fenası, geçici hafıza kaybına uğramışım gibi.

Bu yabancılaşma hissi uzun sürmüyor.
Bir süre sonra nerede olduğumu, orada ne yaptığımı anımsayabiliyorum. 
Bazen karşımda oturan insan “bir şey mi oldu? yüzün düştü?” dediğinde ben aslında yeniden tanışmaya çalışıyor oluyorum etrafımdakilerle.

Bu yabancılaşmalar sıklaştığında oradan gitmem gerektiğini anlıyorum.
Hatırlamak için.
Tekrar tanışmak için.

En yakınımdakine, oturduğum yere bile yabancılaşmak çok korkutuyor insanı ama her seferinde tanıştığıma memnun oluyorum allahtan.
Pardon, ne diyordum? Tanışalım mı?