Monday, 30 April 2012

JOPO DE POJO NOR DEAD - PASCAL COMELADE


Yine bir öğlen kendimizi sahile attık.
Kahveleri aldık, ayaklarımızı uzattık; havadan-sudan-hayattan muhabbete niyetliyiz.
Daha iki çift laf edemeden, elinde çakmaklarıyla bir çocuk bitiverdi dibimizde.

- Abla bi çakmak alsana.
- Teşekkür ederiz.
- Bi tane al be abla.
- Sağ ol, gerek yok.
- Okul harçlığı için be abla. Allah rızası için be abla.
- Karar ver hangisi? Okul harçlığı için mi, allah rızası için mi?

İtiraf etmem gerekirse çocuk satıcılardan çoğu zaman yılıyorum, bu ısrarcı ve giderek dilenmeye dönüşen hallerinden de. Ekipçe St Loser dediğimiz Cevahir’in bahçesindeki kağıt mendil çetesiyle “bir şey satıyorsanız, lütfen dilenmeyin” konulu konuşmalardan da yeterince yaptım bugüne kadar.

Çocuğu kırmadan başımızdan savmak için defalarca “teşekkür ederiz, almayalım” dememiz de yetmedi.

- Canım sağ ol, almayalım biz. Bak konuşuyoruz, lütfen.
- Bi tane al be abla.
- Başka şey satsaydın alırdık, çakmağa ihtiyacımız yok, hadi lütfen artık.

Ağzımdan “başka şey satsaydın alırdık” lafı çıktı döndü, dolaştı; beni 20 saniyede pişman etti, çocuğun gözlerine “cin fikir” olarak girdi ve orada kaldı.

- Öyle mi? Bi saniye abla, hemen geliyorum.

Biz saf saf bakınırken hemen karşımızdaki büfeye gitti.
Gözümüzün önünde büfeden bir paket kağıt mendil aldı ve sırıtarak yanımıza geldi.

- Al abla, 1 Lira.
- Bak çakala ya, büfeden 50 kuruşa almadın mı bunu?
- E, ticaret yapıyoruz abla. Başka şey satsan alırdım dedin, al sana mendil.
- Ver ulan ver, adi seni.

Biz onun çevik girişimciliğine, 10 numara fırsatçılığına ve küçük esnaflığına hayran kalırken,
O sırıtarak 1 lirayı cebine attı.

- Yalnız, soran olursa mendili benden almadın. Başkaları satıyor çünkü burada, duyan olmasın. Hadi eyvallah.

“Kim sorsun mendili de nereden aldığımızı da, abartma ulan kendini” bile diyemeden, çekti gitti küçük esnaf. Arkasından bir süre baktık, kaldık.

Saygılar, eşek sıpası.
Sen bu İstanbul’un anasını satarsın.

Jopo de Pojo not dead by Unknown on Grooveshark

Thursday, 26 April 2012

MIND vs HEART - NNEKA


Ben hep bir şarkının ellerindeyim.
Bu yüzden aranıza karışamadım.

* Barış Bıçakçı, "Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra"

Mind vs. Heart by Nneka on Grooveshark

Saturday, 21 April 2012

OLA KALA - GIORGOS DALARAS


Bugün 1’den 10’a kadar varsaydım. İsteyen, 10’dan 1’e doğru yoksayabilir.

BİR: Her seferinde başa dönmen gereken sıfır noktasının teselli ikramiyesi.

İKİ: Hayatın boyunca düşmemen gereken “aynı” kuyu sayısı. Bunu ben demiyorum.
Babam diyor: “Kör bile aynı kuyuya iki kez düşmezmiş, düşecek yeni bir kuyu bul.”

ÜÇ: Birinden, aynı şeyi, en çok kez isteyebileceğin miktar.
Bunu ben diyorum, tam da burada: http://altzine.net/altmetin/54-kurmaca/539-uc

DÖRT: Üç kez direkten dönmüş çekirgenin 90+3’ü. Güvenilmemesi gereken sinsi sayı.

BEŞ: Herhangi bir kararla, aksiyonla ya da duyguyla arandaki mesafenin süre cinsinden değeri. Yanıltma şıkkı sayısı. Zira bir şeyi yapmana “beş kaldıysa” çoktan yapmışsındır.

ALTI: Şansının zar cinsinden değeri. Otuzaltıda bir ihtimal. Ayrıntılı ve gereksiz bilgi için bakınız: Arif Susam - Düşeş attım yek geldi.

YEDİ: Belirli bir yaşa kadar yapabileceğin enayiliklerin, yiyebileceğin kazıkların -bünyeye bağlı olarak- adet, ay, yıl ya da birey cinsinden değeri.

SEKİZ: Hayatın boyunca güvenebileceğin insanların toplamı. Sayı bilinenin aksine “bir elin parmağını” geçerek sabit kalacak, söz konusu insanlar düzenli olarak değişecek.

DOKUZ: Atalarımız tarafından kaderi çizilmiş malum sayı. Kovulduğun köy sayısı, adını sekize indirmeyen inat abidesi, sahip olamayacağın can adedi.

ON: Asla bir Alex olamayacağın ama bu hayatta en az bir iki kez giyme fırsatı bulup hakkını verebileceğin sırt numarası.

ola kala by George Dalaras on Grooveshark

* Şarkıda "Ola Kala" yani her şey yolunda diyor. OK! deriz ya hani. O minval.

Friday, 13 April 2012

KALBİMDEKİ DENİZ - İNCESAZ


Sallandığıma bakılırsa bir gemi olmalı hayat
Amaan şimdi bayram seyran, sonrası faşizm
Dedim bana müsaade en iyisi mi ben ineyim.*

* Haydar Ergülen

Kalbimdeki Deniz by İncesaz on Grooveshark

Tuesday, 10 April 2012

LET'S ELOPE TODAY - KOOP


Az önce bir arkadaşım aradı.
"N'aber?" bile demeden direkt lafa girdi.

- Abi var ya tam uyku havası ha. İş miş yapamıyorum.
- Her yağmur yağdığında bizden başkaları da "tam uyku havası" diyip işi-gücü serseydi bugün İngiliz Kültürü diye bi şey yoktu, ekonomileri yoktu, ne biliyim bi Ryan Giggs, bi Beatles yoktu biliyosun di mi? Kendine gel, rica ederim.
- Forza Liverpooooool! diyip kapattı telefonu.

Bizden başka millette var mıdır acaba çalışmayı, sosyal hayatı ya da markete gitmek gibi basit günlük şeyleri hava durumuna bağlamak?

"Dışarı çıkılmaz kar yağıyor."
"Lodos var vapura binmem."
"Yağmur var, gitmeyelim."
"Tam bahar havası, hiç çalışasım yok."
"Çok sıcak sokağa çıkmam"
"Çok soğuk yürümem."

Sadece biz değil, açın herhangi bir haber sitesini mutlaka bir köşede havayla ilgili bir haber ya da en güzelinden bir felaket tellalığı bulursunuz.

"Balkanlar'dan soğuk hava dalgası geliyor, bu kez gitmiyor!" "Sibirya'dan dondurucu soğuklar geldi, mahvolduk Türkiye! "Kavurucu sıcaklar geliyor, cinnete dikkat! "Yağmur, hafta sonuna kadar kalacak, bu kez akrabalarını da getirecek" gibi.

Havadan, sudan mevzulara çok takılan; havadan-sudan saatlerce konuşabilen bir millet olduğumuz buradan mı belli nedir?

Gerçi, Frank Hubbard zamanında "Havayı eleştirmeyin, arada bir değişmese, on kişiden dokuzu sohbeti başlatacak konu bulamazdı" demiş. Haklı olabilir.
O zaman ben en iyisi "Havalar ne zaman düzelecek?" haberi hangi sitede ona bakayım da taksiye binince edecek lafım olsun.

Let's Elope by Koop on Grooveshark

Tuesday, 3 April 2012

IN THE STILL OF THE NIGHT - OSCAR PETERSON


- Pepenaki, hadi bakalım, uyku vakti geldi.
- Ama halaaaaaa! Saat daha kollarını açmadı ki.
- Aa olur mu? Bak iki yana açmış kollarını seni bekliyor.
- Yaaa ama benim uykum gelmedi ki.
- Geldi, geldi. Senin haberin yok. Sen üzülme diye söylemedik sana biz.
- Neden söylemediniz hala? Ne zaman geldi?
- Valla yarım saat kadar oluyor.
- Hımm. Keşke söyleseydiniz. Benim uykum geldi.
- Hah, ben de onu diyorum işte. Hadi pijamaları giy, ben de müzik açıyorum sana.
- Heyecansız müzik olsun ama. Heyecanlı müzik çalınca uyuyamıyorum.
- E peki. Bu nasıl iyi mi?
- Evet. Biraz sesini açar mısın?
- Tamam, iyi mi bu?
- ....
- Pepen? Uyudun mu?
- ....
- Senin uykun gerçekten çok sinsi, geldiğini hiç kimseye söylemiyor.

In the Still of the Night by Oscar Peterson on Grooveshark

* Resim, üzerinde adı görüldüğü üzere yeğenim Eylül'e ait. Buzdolabının üzerinde, kapının arkasında ve evin bilumum yerlerinde asılı olan onlarca eserinden sadece biri.

DREAM WORLD - ROBIN THICKE


Başta hiçbir şey değişmiyor, sadece zaman geçiyordu.
Oysa şimdi her şey hızla değişiyor ve zaman geçmek bilmiyor.
Mevsimler mesela, her gün değişiyor.
İsmini bildiğim insanlar değişiyor, geçtiğim sokaklar değişiyor.
Belki bir gün dünya da değişir.
Ama dinlediğim şarkılar hiç değişmeyecek.
Çünkü bir şeylerin değişmesi için bazı şeylerin aynı kalması gerek.

Dreamworld by Robin Thicke on Grooveshark

* Eda Dereci'nin istek şarkısıdır.

Monday, 2 April 2012

WHAT'S THE USE? - JAMIE LIDELL


En sevdiğim gün "yarın" dır.

What's The Use? by Jamie Lidell on Grooveshark

Fotoğraf, Roma'da bir duvardan. Kutsal üçlünün sonuncusu Charles Baudelaire