Friday, 24 February 2012

LET THE MUSIC FLOW - NAOKI KENJI


Aç, müziğin sesini iyice aç.
Kafandaki sesleri bastıracak kadar aç.

let It Flow by Naoki Kenji on Grooveshark

* Illustrasyon: Andrea Joseph

Monday, 20 February 2012

WINTER DIES - MIDLAKE


"...biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda. Her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu göremeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var ise onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek..." *

*Italo Calvino, Görünmez Kentler

Winter Dies by Midlake on Grooveshark

* Fotoğraf: Fribourg, İsviçre

Thursday, 16 February 2012

JE SUIS SOURDE - PARIS COMBO


Asıl kar Cuma geliyor!
Yok yok Pazartesi geliyor!
Şaka şaka, Salı günü Balkanlar'dan ve Sibirya'dan sağlı sollu geliyor.
Çarşamba günü gökten direkt çığ düşecek.
Afet ilan edilmesine 20 saniye kaldı!
Yarın kar tiksindirecek; trafik manyak olacak, yollar buzlanacak, kavşaklar şımaracak.
Meteoroloji uyardı; "hepiniz donacaksınız!

Valla bıktım bu "kar geliyor, öleceksiniz!" haberlerinden.
Zaten kar sevmem, karda yürüyemem, düşüp bi tarafımı kırıcam diye ödüm kopar, kardan adam yapmam, burnuna havuç takmam.
Ne kara ne de kardan adama saygım yoktur, alır o havucu yerim ben.

Kış bu, soğuk işte, kar yağıyor.
Hiç değilse arada sırada "asıl bahar" ne zaman gelecek ondan haber verin.

Je suis sourde by Paris Combo on Grooveshark

* Fotograf: Emmanuel Coupe (National Geographic)

Monday, 13 February 2012

DID I LET YOU KNOW - RED HOT CHILI PEPPERS


Bizim sitenin taksi durağında çalışan şoförlerin hemen hemen hepsini tanırım.
Çok iyi adamlardır.
Her gün halinizi hatrınızı sorarlar.
Elinizde çanta, poşet varsa -taksiye binmiyor olsanız bile- asla size taşıtmazlar.
Yağmurda, çamurda metroya kadar yürümenize gönülleri razı olmaz, tek kuruş para almadan sizi metroya bırakırlar.
Yakın mesafe artistliği yapmazlar, arabaları kötü kokmaz.
Sigara içecekleri zaman izin alırlar, yine mesela siz biner binmez radyonun sesini kısıp istediğiniz radyo kanalı varsa onu açarlar.
Size "abla" ya da "bayan" diye hitap etmezler, genç olanlar "hanım", daha yaşlı olanlar "kızım" der. Yol boyunca kulaklığınızı takıp camdan dışarı bakıyorsanız sizinle konuşmak için bir çabaya girmezler. Uzun lafın kısası, hepsi efendi adamlardır.

Geçen gün yeni bir arkadaşa denk geldim durakta.
20'li yaşlarda; uzun, ince, ayağında spor ayakkabısı, kolunda bileklikleri olan genç bir adam.
Arabaya biner binmez, beni bangır bangır müziğine maruz bırakınca ben de taktım ipod'u kulağıma.
Beş dakikada bir "nereden gidelim?" "orada trafik olabilir, durağa soralım" "durağa sordum, buradan gidelim" "kar da ne yağdı be!" "Şike konusunda ne düşünüyorsun abla? Valla ben çok şükür Galatasaraylıyım. Sen futboldan anlar mısın abla?" "Ya herkes araba kullanmasın, bak bak şu yandaki bayana bak" derken bir de baktım ki yol boyunca - neredeyse zorla- muhabbet etmişiz.

Karaköy'e vardığımızda paramın üstünü almış tam taksiden iniyordum ki gayet tuhaf bir diyalog geçti aramızda.

- Ya abla eklesene beni feys'ten ara ara muhabbet ederiz.
- Nerden?
- Feys abla feys. Facebook.
- Haa... Benim facebook hesabım yok ki.

Yüzü düştü, biraz üzüldü, kafasını iki yana salladı.

- Tabii tabii. Kesin yoktur. Yanlış anlama, kız arkadaşım var. Ben muhabbetini sevdim, ablamsın sonuçta. Neyse canın sağ olsun, ekleme istemiyosan.
- Gerçekten yok facebook hesabım, olsa da ekler miydim emin değilim, ben tanımıyorum ki seni.
- Ah be abla, yol boyu muhabbet ettik o kadar, hukukumuz var sanıyordum, eyvallah ya. Geçen gün bu ülkede hukuk yok diyolardı, harbiden doğruymuş. Hadi selametle.

Resmen bana küstü, gaza bastı gitti.
Ben çaktırmadan güldüm ama "bu ülkede hukuk yok" derken çok ciddiydi.
O günden beri O'nu durakta tekrar görürüm de allah korusun bi hukukumuz olur diye ödüm kopuyor.

Did I Let You Know by Red Hot Chili Peppers on Grooveshark

Sunday, 12 February 2012

IT'S NOT RIGHT BUT IT'S OKAY - WHITNEY HOUSTON


Geçen gün bir senaryo yazarken, bunun müziği kesinlikle "I'm every woman" olmalı diye düşünüp Whitney Houston'ın süper söylediği şarkıyı üst üste dinlemiştik ajansta.
O'nunla ilgili fikrim yıllardır değişmedi.
Bu kadar muhteşem bir ses, bu kadar sıradan şarkılar söylemese keşke.
Ne yapalım, senin dediğin gibi olsun "It's not right, but it's okay"

It's Not Right But It's Okay by Whitney Houston on Grooveshark

Friday, 10 February 2012

THE SONGS THAT WE SING - CHARLOTTE GAINSBOURG


Ve fakat ben sıradışı biri değilim.
Siz fazla sıradansınız.


The Songs That We Sing by Charlotte Gainsbourg on Grooveshark

* Gülay Tekneci'nin istek şarkısıdır.

Thursday, 9 February 2012

DADALOĞLU - CEM KARACA


Halamların Bakırköy sahilinde, Tayyareci Sadık Sokak'ta bir evi vardı.
Tam karşısında da Karaca Apartmanı.
Karaca Apartmanı'nın üst katında, beyaz saçlı, güleryüzlü, küçük bir köpeği olan sevimli bir teyze oturuyordu. Bir gün, balkonda bir koltuğa oturmuş, sigarası sönmüş gitmiş farkında değil, dalmış denize bakıyordu.

Ben camdan boş boş bakınırken, sokağa siyah kovboy şapkalı, dar jean pantolonlu, kırmızı uzun çizmeli bir adam girdi. Adam, mahallenin top oynayan gençlerine "N'aberin koçlar?" dedi, mahallenin oğlanları "Eyvallah Cem Abi" diye bağırdı. Ben Cem Karaca'yı ilk o gün gördüm. Balkonda oturan annesinin yanına çıktı, bir sigara da O içti, sonra içeri girdiler.
Toto Karaca'yı o günden sonra bir daha hiç görmedim.

Yıllar sonra -Barış Abi'nin vefatından sonra- Cem Karaca ve Kurtalan Ekspres bir araya geldi.
Her Çarşamba gecesi Yaga'da program yapmaya başladılar.
Biz de ekipçe müdavim olduk, hem Cem Karaca'yı hem de Kurtalan Ekspres'i sahnede bir arada görmek, onlarla sohbet edebilmek, anılarını dinleyebilmek gibi bir ayrıcalığımız oldu.
Ben, Emek, Hande, Dilek, Esin, Serkan, Özgür, Esra bazen Elçin, Volkan, Elif.

Program 22.00'de başlardı, biz 20.00'de mekanda biterdik.
Cem Karaca, Ahmet Abi (Güvenç), Bahadır Abi (Akkuzu), Eser (Taşkıran) ve düzenli olarak mekanı ziyaret eden dostları koyu bir muhabbette olurdu. Biz usulca ilişirdik masaya.
Eski anılarını, Cem Abi'nin yurtdışında yaşadıklarını, Barış Abi'yle Kurtalan'ın anılarını ve
en güzeli de tatlı atışmalarını çıt çıkarmadan dinlerdik.
Biz o masada neler öğrendik.

Sahnede Cem Abi'yle Bahadır Abi dönüşümlü söylerdi şarkıları.
Esin, Dadaloğlu'nu ezbere bilirdi, Dilek "Resimdeki Gözyaşları"na bağıra bağıra eşlik ederdi, Hande bütün Barış Manço şarkılarında bir sigara yakardı, Bahadır Abi "Al Beni"* şarkısını her seferinde bana armağan ederdi. Cem Abi sahnede sürekli konuşurdu. Gündemden, eskilerden bahseder, seyircilere takılırdı. Bazen lafı fazla uzatınca Kurtalan birbirine bakar, Cem Abi lafını bitirmeden çat diye şarkıya girerlerdi. Cem Abi ne olduğunu şaşırır, sonra hepsi bir gülerdi.

Program bitince Ahmet Abi'ye sırf çok güzel sinirleniyor diye tuhaf sorular sorardık, Eser'le uzun uzun muhabbet ederdik, Bahadır Abi beni kenara çeker okul bitince mutlaka reklam yazarı olmam gerektiğini söyler ama önce kendi ajansında çalışmamı şart koyar; "ama sana beş kuruş vermem, hatta cebindekini de alırım" diye takılırdı. Her hafta kafamdakileri, evde yazdıklarımı büyük bir merakla okurdu.

Gece saat geç olunca Bahadır Abi "hadi bakalım eve, yarın okul var" diye bizi postalardı.
Eser de benim gibi Suadiye'de oturduğundan Bahadır Abi beni O'na emanet ederdi.
Ekibin çocukları, kardeşleri gibiydik.
Neredeyse 2,5 sene boyunca her Çarşamba.

Biz haftada bir gece dışarı çıkardık.
Ne bir vukuat gördük ne bir tatsızlık.
Tekkeye gider gibi her Çarşamba yerimiz belliydi.
Üniversitede okuyan kendi halinde çocuklardık ve çok şanslıydık.

Önce Cem Abi'yi, daha sonra Bahadır Abi'yi kaybedince artık Ahmet Abi'yi de Eser'i de
ya cenazelerde ya da anma törenlerinde görür oldum. Bizim ekip zaten dağıldı. Dilek Trabzon'da, Hande Çorlu'da, Emek Londra'da, Esra Almanya'da. Diğerleri buralarda bir yerlerdedir herhalde. Esin hariç hiçbirini görmüyorum yıllardır.

O yıllardan bir fotografımız vardı, Cem Abi masada, yanında eşi İlkim Hanım, hemen yanında Bahadır Abi'yle Ahmet Abi, Cihangir Abi, Eser ve biz. Ben çaktırmadan Ahmet Abi'ye kulak yapıyorum, Bahadır Abi bize bakıp kıs kıs gülüyor. Bu fotograf şimdi ya Emek'te ya da Hande'de. Bu yazıyı okur da fotoğrafı bulurlarsa tarayıp bana atsınlar. Geriye pek kimse kalmadı malum.

Okul yıllarımdan geriye kalan en süper yıllar için bizi bir araya getiren Barış Abi başta olmak üzere Cem Abi'ye, Bahadır Abime, Ahmet Abi'ye, Eser'e, Cihangir Abi'ye ve bizim ekibe sonsuz teşekkür ve sevgilerimle.

Dadaloğlu by Cem Karaca on Grooveshark

* Barış Manço'nun "Al Beni" adlı şarkısının bestesi Bahadır Akkuzu'ya ait. Çok eski ve az bilinen bir şarkı olduğu için Bahadır Abi, bu şarkıyı bilmeme şaşardı. Eşlik ettiğimi gördüğü günden sonra bu şarkıyı repertuardan hiç çıkarmadı ve o kadar şanslıyım ki her seferinde benim için söyledi. Not: Söz konusu şarkı Ayşegül Aldinç'in söylediği değil. Alttaki.

Al Beni by Barış Manço on Grooveshark

Tuesday, 7 February 2012

PRETTY LITTLE THING - FREDDIE CRUGER


"Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı
Belki böyle beğenir bizi elalem"*

*Ömer Hayyam

Pretty Little Thing by Freddie Cruger on Grooveshark