Sunday, 30 December 2012

REVERSED - ELIZABETH SHEPHERD



Ben de herkes gibi yılın bitişine/başlangıcına mutlaka bir kulp takıyorum. Günlerin, ayların değil de toptan bir yılın hesabını yapmak, ortalamasını alıp notunu vermek ve hevesle yenisini kucaklamak daha kolay geliyor galiba. Ancak bu sene her zamankinden farklı hislerdeyim. Sanırım 2012 kadar “tekme-tokat” göndermek istediğim bir yıl olmadı.

Tecrübe ettiklerim, varsaydıklarım, çok uzun süre yoksayıp başıma sardıklarım, illüzyonlarım, saflıklarım, enayiliklerim, etmeyi beceremediğim küfürlerim, “deneyim” sandığım hatalarım, paçamı kurtaramadığım yersiz nezaketim, bir elimde kalemim, kolumun altında defterim, yazdığım gecelerim, yazamadığım günlerim, okuduğum sayfalarım, üst üste dizdiğim yeni kitaplarım, bardak bardak kahvelerim, binemediğim vapurlarım, beklentilerim, kırıklarını toplayıp yapıştıramadığım hayallerim, dinlemeye doyamadığım şarkılarım, bitiremediğim hikayelerim, başlayamadığım hikayelerim... ya da kısaca 2012 envanterim.

Bu sene bildiğimi sandığım bazı kelime ve kavramların pek bilmediğim gibi olduğunu fark ettim. Fena da olmadı hani, kelime dağarcığım gelişti hamdolsun.

Alttaki sözlüğün oluşumuna hiç fark etmeden katkıda bulunan bu senenin kazıklarına, dayaklarına ve eş zamanlı derslerine; ayrıca yakından tanıdığım, tanıdığımı sandığım, hiç tanımadığım ve asla tanışmayı düşünmediğim insanlara teşekkürü borç bilirim. Borcumu kısmetse 2013’ün sonunda öderim.

Henüz bitirmeyenler için 2012 sözlüğü

Hikaye: Yazdıkların, yazıp bitiremediklerin, yazmak için not aldıkların değil, çoğu insanın karşına geçip laf diye anlattığı. Bu sene “belki de her insanın bir hikayesi yoktur ve fakat çoğu insanın anlattığının yarısı hikayedir” cümlesini sıkça kurmana sebep olan kelime. 

Hak: Çok mühim insanlarca “verilmez, alınır” denilerek sende olana göz dikilen, tam almaya niyetlenecekken almana da izin verilmeyen, nerede aranacağı bilinmeyen, saf saf aranırken biranın yanında çerez misali çıtır çıtır yeniveren, haliyle bu yüzden bulunamayan, niyeyse hep karşındakinde daha çok olan ve güçlü olunca şıp diye ediniliveren “şey".

Pazarlık: Çabalayarak hak ettiğini almak için girdiğin ve yüzde doksan sağ çıkamayacağın; “ekonomik” değil “duygusal ve biraz da “kültürel” ikili mücadele. Çoğu zaman avcundaki “sıfır” ve eğer eser miktarda beceriksizsen, haklıyken haksız konuma düşmeden önceki son çıkış. 

Para: Dostunu kısa yoldan tanıma aracı, sinsice hayatın oluveren şey, en yakınınla aranı açmakla kalmayıp, açılan arayı bir anda uçuruma çeviren kağıt parçası, her şeyi satın alabileceğini sandıran illüzyoncubaşı, kimi insanların nasıl kazandığını sorun etmediği, nasıl harcayacağına kafa yorduğu “reel” sayılar. 

Tam bu noktada, babamın bir sözünden alıntılayarak, üstteki tanıma “kontratak golü” yapmak istiyorum; her kuruşunu nasıl kazandığını hatırladığın sürece anlamı olan şey.

Vefa:”Boza” olarak kabul edildiğinde daha mânâlı duran ve çoğu kez ne zaman yaptığını bilmediğin bir “borç” olarak gözüne sokulmaya çalışılan şey. Kimseden beklenmemesi gereken, hak edene samimiyetle göstermekten yılmaman gereken kavram.

Nezaket: Niyeyse en yakınındakine, en sevdiklerine gösterme zorunluluğunun olmadığı(!) onun yerine dış kapının mandallarına, uzaktan tanışlara, seni hiç tanımayacak olanlara, çıkarın olan insanlara, borçlu olduklarına ve çoğunlukla toplantı sahtekârlarına gösterilen samimiyetsiz haller bütünü. Kendindekinin yersiz ve salakça olduğunu bir türlü kafana sokamadığın şey. 

Utanmak: Bazı insanların işletim sistemine yüklenmemiş ya da silinip gitmiş; arsızlığın, ahlak eksikliğinin virüsü; arkadan iş çevirmeyi, senin olmayana elini uzatmayı, türlü yalanlar söylemeyi meşru kılan insanlığın sistem hatası.

Hafıza: Kimi insanlarda bazı hallerde ortaya çıkıveren, niyeyse en gerekli anlarda bir anda yok oluveren şakacı beyin hücrelerinin akıl oyunları.

Saygı: Hep sana gösterilmesini istediğin, “korku” ile karıştırdığın, sesin çok çıkınca elde edeceğini sandığın, herkesten her koşulda istediğin ama karşılığını vermeye gerek görmediğin, birinden sırf kronolojik bir tesadüf eseri 5 sene önce doğmuş bile olsan otomatikman beklediğin, karşılığını o çok önemli “unvan”ında aradığın ve tam da bu yüzden bulamadığın kavram.

Tolerans: Görmezden gelmen gereken ve sorun etmemen beklenen hatalar, edepsizlikler, yalanlar bütününe sadece havalı dursun diye verilmiş isim.

Hayır: Dünyanın en tatlı kelimelerinden biri. Bazen “evet”le eş anlamlı. Hiçbir zaman “belki” demek değil. Ne zaman ve kime söyleyeceğini 30’undan sonra öğrendiğinde, verdiği hazzın damarlarında alkol etkisi yarattığı his.

Daha çok / Daha fazla: Açgözlülüğün, görgüsüzlüğün ve yüzsüzlüğün para, sevgi, istek, beklenti, tolerans, şımarıklık, tatminsizlik vb cinsinden birimi.

Dost: Kafanı kaldırdığında değil, kafanı arkaya çevirdiğinde gördüğün ve sayısı üçü beşi geçmediği için çok değerli olan insanlar. Sitem etmeye, kızmaya, eleştirmeye, küsmeye hakkı olanlar. Geri kalanlar, sadece uzaktan tanıdıklar.

Bencillik: “Hep bana”cılık, “hepsi benim olsun”culuk, “benim işime böylesi geliyor”culuk, “benim dediğim olmazsa küserim”cilik, “her haltı en iyi ben biliyorum”culuk, “istediğimi alamazsam çirkinleşirim”cilik, “işim düşünce ararım”cılık, “herkes beni sevsin”cilik, “kendini aşırı önemseme”cilik, “küçük dağları ben yarattım, büyüklerinin ilk taslaklarını hazırlıyorum”culuk, “kendine hayran olma”cılık, “kimseyi beğenmeme”cilik, “tepeden bakma”cılık, “etrafında iyi insanlar isteyip kendine bakmaya gerek görmeme”cilik ve sonunda hak edilmiş mis gibi bir “yalnızlık”... Başından sonuna yapana, yaşatana müstehak bir ibret öyküsünün ilk cümlesi.

İş: Masusçuktan içinde birazcık mutluluk barındıran, adının önündeki unvanla var olduğun illüzyonu yaşatan, derdi mesaisinden uzun, saç döken, kalp kıran, gece uyutmayan ve asla aşık olmaman gereken “hayatta kalma” aracı.  (Bu tanımda, sanatla uğraşanları, çalışıp dininip kendi işini kurmuş insanları ve elbette boş gezen ve kalfalarını tenzih ederim. Size saygım sonsuz.) 

Reklamveren: (yazar versiyonu) En son ortaokulda birbirini takip eden cümlelerden oluşan bir metin (kompozisyon yani) yazmış, en son lisede –muhtemelen müfredat yüzünden- dişe dokunur bir kitap okumuş, günlük hayatında mail ve alışveriş listesi dışında bir şey yazmadığı ve bir cümleyi Türkçe tamamlamayı başaramadığı, araya mutlaka İngilizce kelimeler sokuşturduğu halde “bunu şöyle yazalım” diyebilme ve metin gönderebilme cesaretine hayran olunası marketing something people.

Reklamveren: (art direktör versiyonu) En son ilkokulda patates baskısı yapmış, ortaokul ve lisede manzara resmi yapma girişiminde bulunmuş, günlük hayatında telefonla konuşurken not defterine çiçek, böcek, surat vb çizmek dışında bir tasarım becerisi olmadığı halde “logoyu büyütün, lay out’u şöyle yapın, rengini değiştirin” diyebilme cesaretine kurban olduğum communication whoever’lar.

Reklamcılık: Az bin reklamveren ve çok yüz sayıda reklamcının kendi aralarında oynadıkları müzikli güldürü. Herkesin çok umrunda olduğunu sandıkları ilan, reklam filmi, internet sitesi, kampanyalar falan filanlar bütünü.

Reklamcılık: (introspektif versiyon) Tıpkı başbakanlık ve teknik direktörlük gibi güzel memleketimdeki herkesin yapabileceğini düşündüğü, oturduğu yerden bu işi yapanlara ve ortaya çıkan işlere rahat rahat sallayabildiği meslek. Ömür törpüsü, zevkini alırken zehrini yediğin nane. Her türlü saçmalığına katlanabilmek için kendine bir yol bulman gereken sektör. Çok çalışanın az, az çalışanın çok, hiç çalışmayanın en çok kazandığı meslek dalı. Suya yazılan yazı, üç ay boyunca çalıştığın işi, üç gün sonra kimsenin hatırlamadığı zalim dünya ve tabii ki faşist kader.

Konjoktür: En anlamsız durumlarda yüksek sesle söylemeyi sevdiğim, ağızdan çıkışını ayrı, kulağa girişini ayrı sevdiğim kelime.Tanım manım yok. 

İşte böyle. Anlamlarını ve hayattaki karşılıklarını bildiğimi sandığım bazı kelime ve kavramları bu sene yeniden keşfettim. Oturdum bu alfabatik olmayan, son derece içsel, küçük sözlüğü yazdım. Umutlarımız 2013’e. Bu sözlüğü daha neşeli yazacağım bir seneye.


Reversed (Nostalgia 77 Remix) by Elizabeth Shepherd on Grooveshark


Bu arada 2013’e giriş sözlüğünün ilk iki maddesini de yazmış olayım. 
Geçen yıl buraya yazdıklarımla aynı.


Kokina:

Viyana Flarmoni: 

* Fotografları geçen akşam çektim. Geleneksel evi "kokina"lamak geleneğimin bu seneki mahsüllerinden biri.



No comments:

Post a Comment