Saturday, 29 December 2012

IT'S A WONDERFUL LI(F)E - THE REAL TUESDAY WELD


İki hafta önce yeğenim Eylül, okul çantasını, kalemlerini, defterlerini gösteriyordu. Okuma yazmayı tam bilmiyor henüz, biz de zaten neyi yazabiliyorsa seve seve onu okuyoruz. O minicik parmaklarına kalem çok yakışıyor, yazısı da pek güzel.

Kalem kutusundaki kalemlere bakarken “Hala, sence en sevdiğim kalem hangisi?” diye sordu. Bütün kalemlerine tek tek baktım, dedesinin zamanında bana getirdiği, şimdi hepsi onun olan süslü kalemlerine...

Tüm bu rengin, süsün ve simin/parıltının içinde küçücük kalmış bir kurşun kalem vardı. Bir anda içim ısındı o kaleme. Almak cebime koymak istedim. (Küçük hanımın malı çok değerlidir, istesem kolay kolay vermez, verse bile iki gün sonra “aa bu benim değil miydi?” diye geri alır :) 

- En çok sevdiğin kalem bence bu. 
- Hayır hala, bilemedin. Buydu. 

Hiç dokunulmamış, ucu açılmamış tepesinde şıkır şıkır süsü olan bir kalem gösterdi. Oysa ben en sevdiği kalemi en çok kullandığı kalemi sanma gafletine düşmüştüm. Elbette en sevdiği,hiç kullanmadığı, kullanmaya kıyamadığı olacaktı.

Sanki ben şu yaşımda farklıyım.

Söylemesi hakkikaten ayıp olacak ama dünyanın farklı ülkelerinden kimini bizzat koklayarak aldığım kimi benim için özenle seçilmiş sayısız defterim var.

Defterlerimden her birinin önünde alanın imzası, notu, alındığı yer ve tarih var. İçlerinden birine kıyıp kullanmayı başarabilmiş değilim.Sadece bizzat aldığım defterleri kullanıyorum. (her birinin kullanmaya kıymamak üzere yedeklerini de alıyorum, evet manyağım.)

Defterlerimi, çalışma odamda farklı raflarda devlet kütüphanesi ciddiyetiyle sınıflandırırım;

Okul defterlerim (lise 2’deki tarih defterim hâlâ durur mesela, yine lise 3’te kullandığım içinde Murathan Mungan, Yaşar Kemal gibi yazarların imzaları olan defterlerim de. Kulakların çınlasın Kibele Kitabevi ve Hakkı Amca.)

Üniversite defterlerim (yüksek lisans defterlerimin içinde bol bol “dış ses” ve “body copy” var. Niyeyse artık?!)

Okul zamanlarında günlük olarak tuttuğum defterlerim

İçi notlarla dolu, hafıza defterlerim

Hikaye notlarımı aldığım, ilk taslakları karaladığım deflerlerim

Sayısını bilmediğim ajansta kullandığım defterlerim (sanırım içlerinde bir ajansın 3-4 yıllık kreatif iş ihtiyacını karşılayacak kadar fikir var. Ati’nin, Emek’in, Serkan’ın bana çizdiklerini ve aldığım tuhaf notları bir kenara koyarsak gerçek bir arşiv; tam tarihiyle çalışılan iş ve bulunan fikirler, senaryolar taslak olarak duruyor. Daha geçen hafta sevgili Tuğbay Bilbay’ın 19 Ağustos 2005 yılında yazdığı senaryoları bulup çıkardım oradan)




Ve hediye defterler... Mesela; Dilek’in Rodos’tan, Miami’den, Özgün’ün İtalya’dan ve bir iki farklı ülkeden, İlker’in Paris’ten, Zeynep’in New York’tan, Sevinç’in Arjantin’den, Barış’ın İspanya’dan, abimin çeşitli Avrupa ülkelerinden (ve hatta Umman ve Gürcistan’dan) İnanç’ın İsrail’den, Serkan’ın Viyana’dan, İdil’in Berlin’den, Dimitris’in Atina’dan, Mert’in Yeni Zelanda’dan ve daha birçok arkadaşım tarafından alınmış sayısız ülkeden gelmiş o güzel defterlerim. (bizzat aldıklarımı ve doğumgünü/yılbaşı hediyeleri gibi memleket sınırları içinden alınanları saymıyorum bile)

Manyak mıyım, mezara mı götüreceğim hakkikaten bilmiyorum.
Hiçbirine kıyamıyorum. Asla yeterince çok defterim ve kalemim olamaz gibi geliyor bana. Hayatta doymayacağım ve görgüsüz olacağım tek şey bu galiba. İşin garibi, çocukluğumda hasret kaldığım şeyler değil bunlar, bilakis babamın işi sayesinde en kolay ulaşabildiğim şeylerdi kalemler ve defterler.

Eylül’ün kalemkutusundaki o küçücük kalmış kaleme bakarken en son 
ne zaman çok sevdiğim şeyi kullandığımı ya da en son ne zaman bir şeyi bitene, küçülene kadar kullandığımı hatırlamaya çalıştım. (bittiği anda yenisi alınan her türlü ev/mutfak/kişisel kozmetik-hijyen vb ihtiyaçları dışında)

Ve bir süredir hep aynı soruları soruyorum kendime;

En son zaman bir şeyi gerçekten ihtiyacım olduğu için aldım?

En son ne zaman bir defteri son sayfasına kadar kullandım? (25 deftere kadar bakmaya dayanabildim, sadece 10 tanesinin son sayfasında not ve tarih var. Çoğu zaman son sayfaları göremeden yenisine geçmişim. Yarıda bıraktığım tek defter 2012 Mayıs ayına ait, tam da olması gerektiği gibi.)

En son ne zaman bir ayakkabıyı eskiyene kadar giydim? (Üniversite yıllarımdan duran botlar bir türlü eskimiyor gerçi, benim günahım ne?)

Annem her zaman “Bir daha giymeyeceğiniz kıyafetlerinizi eskimeden verin. Senin eskin, birinin yenisi olsun” der. Biz de evde bir sonraki mevsimi göremeyecek kıyafetleri yıkar, tertemiz veririz. Başka bir evde birinin “yenisi” olsun diye.

Küçükken kuzenim Zuhal Ablamın artık ona küçük gelen fırfırlı eteklerini giymeyi çok severdim. Lisedeyken en sevdiğim şey abimin kazak ve tişörtlerini giymekti. (İyi aklıma geldi, bir ara gidip dolabını karıştırsam iyi olacak.) Üniversitede, babamın eski gri paltosuyla iki kış geçirdim. Ve ona 70lerin başında yurtdışından gelen Levi’s jean montunu hâlâ dolabımda saklarım. (gerçek bir retro parça olarak giyip çıkmak varken kutsal emanet gibi saklıyorum, benimki de kafa işte)

Benim gibi çok şanslı büyüyenlerimiz de var belli bir yaşa kadar nice zorluklardan geçenlerimiz de. Ne şartlarda büyürsek büyüyelim her ne olduysa, alışkanlıklarımız değişti.

Eskinin, retronun, vintage’in peşinden koştuk, o tasarımlara paralar saçtık ama kendimizin olan şeyleri eskitmeyi beceremedik. Beceremiyoruz da.

Hep yeni, hep iyi, hep taze görünmemiz gerekiyor çünkü.

Tam bu noktada “aşırı tüketim” nutku atacak ya da "tüketim toplumu" edebiyatı yapacak değilim. (Kaç para kazanırsa kazansın, bir insanın bir tişörte asgari ücret kadar para ödemesini utanç verici buluyorum ayrı) Sadece sahip olduğumuz ya da edindiğimiz şeyleri  “eskitme”ye “eskiyene kadar kullanma”ya taktım kafayı bu aralar.

Aman neyse.

Böyle eski kafalı şeyler yazıyorum işte ben.

Ne bileyim; belki birilerinin “yenisi” olur.


* Annesinin, teyzesinin, amcasının vb akrabaların, dostların eskilerini severek giyenlere selam olsun. Kalemkutusundaki küçülmüş kurşun kalemler onlar. Açıla açıla küçülecek ve kullanıldıkça güzelleşecek.

* Bu satırları yazdıktan sonra hediye defterlerimden birini çektim raftan (elim titremedi değil) ilk sayfasına bugünün tarihi attım, Sepya hikayelerini not almaya başladım. Son sayfasına kadar kullanacağım. Yeni bir şeyleri eskitmenin tadını hatırlamak istiyorum.

* Fotoğraf, ajans deflerimin olduğu raftan. 

No comments:

Post a Comment