Monday, 26 November 2012

NO PROBLEM - THE DINING ROOMS



Geçen gün, İstanbul’un bana uzak düşen bir köşesindeki toplantıya gitmem gerekiyordu. Sağ olsunlar, bir arkadaşı gönderdiler beni evden alması için. Konuştuğumuz vakitten yarım saat erken geldi.

- İlkay Hanım, taksi durağının önünde bekliyorum. 
- 13.00'te geleceksiniz sanıyordum ben?
- Evet.
- Saat 12.30?
- Evet.
- Eee... Peki. Maalesef sizi bekleticem biraz. 
- Evet.

Adam gıcık mı yoksa yorgunluktan konuşacak hali mi yok, hiç anlamadım sesinden. Fazla bekletmeyeyim diye apar topar hazırlanıp çıktım. 50 yaşını geçmiş bir adam karşıladı beni sitenin girişinde. Yolumuz biraz uzun diye, havadan sudan muhabbet edeyim dedim. Pişman etti sağ olsun. 

- Sahilden mi gidiyoruz?
- Sahil tıkalıdır.
- Çevreden mi gidiyoruz?
- Orası da tıkalıdır.
- Nereden gidiyoruz peki?
- Yağmur yağıyor, her yer tıkalıdır.
- Gitmiyoruz o zaman?
- Sahilden gideriz. 
- E sahil yoğundur dediniz?
- Evet.

Ne desem söyleyecek negatif bir şey buldu.
Her cümlesinin sonuna “hasbinallahlar” ekledi, sağından solundan geçenlere gereksiz kornalar çaldı, bir iki kişiye söylendi. Etrafa, yola, havaya sayıp dökecekleri bitmedi. Gözümün önünden aksiyon filmlerindeki “hareket halindeki araçtan kendini artistik bir şekilde yola atma” sahneleri geçti.

- Ben bir sigara içmek istiyorum mahsuru yoksa. Daraldım.
- Camı aç ama.
- Evet.
- Çok yağmur yağıyor yahu!
- Evet!

“Diyalog dediğin “evet’ ile akmıyor işte, gördün mü?” diyecektim vazgeçtim. Yağmur diner gibi oldu, güneş açtı. Biraz ileride, hem de iki sevimsiz binanın arasında pırıl pırıl parlayan gökkuşağını gördüm.

- Aaa gökkuşağı! 

Hiç ilgilenmedi. 
Sanki dünyadaki ilk günümmüş de, ilk kez gökkuşağı görüyormuşum gibi üsteledim. 

- Baksanıza çok güzel.

Bakmadı. 

- Baharda olur gökkuşağı.
- Nasıl yani?
- Baharda çıkınca normaldir de, kışın iyi değildir.
- Nasıl iyi değildir, o da ne demek?
- Hayra alamet değildir yani.

“Senden ve senin mânâ yüklediğin şeylerden bağımsız, kendi halinde meteorolojik bir olayda ne hayrı arıyorsun be adam? Her şeyi üstüne alınacak kadar niye önemsiyorsun kendini bu kadar?” diye sormadım. Onun yerine camı biraz daha açtım. Sırf gıcıklık olsun diye. 

Hayatta hiç tahammül edemediğim şeylerden biri bu negatiflik.
Her şeye söylenmek.
Daha kötüsü hep söylenecek bir şey bulmak.
Yağmur bile yağsa üzerine alınmak, kendine yontmak.
Hep en kötüsünü düşünmek.

Elbette derdi olur, canı sıkkın olur insanın; içinden olumlu tek bir his geçmez, kafasında pozitif tek bir düşünce belirmez. Bunu anlıyorum, hepimizin hayli sık yaşadığı bir insanlık hali.

Ama sürekli negatif hislerle dolaşan, gün boyu söylenen, illâ moral bozacak bir şey bulan insanları anlamıyorum. Hele yanındakinin moralini bozana, negatifliğini ona da bulaştırana tahammül edemiyorum.

“Pollyanna olalım, mesela yağmur yağarken akmayan trafikte saatlerce beklememiz gerekiyorsa, küfretmek yerine yağmur damlalarını sayabildiğimize mutlu olalım” gibi saçma sapan bir şey diyecek değilim.

“Herkes pozitif düşünceyle dolsun, hayat bayram olsun. Reiki yapınız, Feng Shui’ye sarınız, bilhassa The Secret kitabına ısrarla inanınız” gibi yersiz bir önerim de yok.

“Negatif düşüncelerin esiri olan insanlar, inanç eksikliği içinde kıvranan, özgüvensiz, tatminsiz; 'ben düştüm, seni de düşürücem kardeş' bencilliğindeki insanlardır“ gibi bir tespit yapacak durumum da yok.

Tek beklentim şu:
Kötümserliğinizi, karamsarlığınızı, negatif düşüncelerinizi bize bulaştırmayınız.
Kötü işaretlerinizi, hayra alamet görmediğiniz şeyleri, sürekli söylenen dilinizi alınız ve çok bin deniz mili uzakta olunuz.

“Beklentilerini düşük tut, en kötüsünü düşün ki, hayalkırıklığına uğrama.” martavalına kimse inandıramaz beni. Tam da savunduğu gibi en kötüsünü düşünüp mevzu bahis en kötü olay gerçekleştiğinde, hayalkırıklığına uğramayan birini görmedim ben, tam tersine vakitsiz ve teklifsiz bir özgüvenle “ben demiştim” diyenleri gördüm. Ve bunun da bir halta yaradığını görmedim.   

Hem 80.dakikada takımın 2-0 yenikken 90’a kadar maçın döneceğine inanmanın ne zararı var?

Gökkuşağının mesela, ne zararı var?

İyi insanların ve iyi şeylerin sayısı hızla azalırken biraz iyimser olmanın ne zararı var?

Kötümserliği daha iyi bir zamana bırakalım.*
Zira hiçbirimiz o kadar geniş vakitlerde değiliz.

* John Berger 




 






No comments:

Post a Comment