Saturday, 11 August 2012

BİR KADIN BU KADAR ÖZLENMEZ Kİ - NİNO VARON


Bir Ağustos akşamı, Büyükada.
Hava limonata.
Zo'nun tavsiyesi üzerine Fıstık Ahmet'in Prinkipo'sunda boş bir masaya yazılıyoruz.

Hemen önümüzde şezlonglarını güneşin son saatlerine çevirenler.
Parkta oynayan küçük çocuklar.
Banklarda sohbet eden Adalılar.
Sanki karşısı Maltepe değil, sanki günlerden Perşembe değil, öyle kaygısız bir yaz günü.

Kendimize dalmış, muhabbete iyice kaptırmışken, garsonun masaya getirdiği salataya yan masadan müdahale geliyor.

- Aaa, her şeyin en iyisini kızlara veriyorsun. Bize kötüleri kakalıyorsun, ayıp yahu!

Yan masadan gelen bu şakaya garson gülüyor, biz gülüyoruz.
Komşu masanın beyefendisiyle tanıştığımıza şıp diye memnun oluyoruz.

Beyefendi düzenli olarak bizi kontrol ediyor.
Ne yiyoruz, ne içiyoruz, ne konuşuyoruz...
Uygun gördüğü yerlerde sohbetimize müdahale ediyor, hayat hakkında, ilişkiler hakkında tavsiyelerde bulunuyor, sonra "tamam devam edin konuşmaya" diyerek masasındaki muhabbete dönüyor.

Mütemadiyen kendi kendine ama herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle, İngilizce olduğuna ihtimal verdiğimiz ve fakat tek bir kelimesini anlamadığımız kelimeler sarf eden garson, tabağımızı hiç boş bırakmıyor. Her seferinde "yan masadan" diyor.

Biz de yan masaya dönüp beyefendiye teşekkür ediyoruz.
Masasında, Burgaz'dan misafirleri var, kendisi gibi neşeli ve güzel bir ekip.
Beyefendinin masasındaki gençlerden biri müzisyenmiş, bize dönüyor ve diyor ki;

- Bakın bu arkadaşın bir orkestrası var adı da; Kalp Kırmayan Erkekler Orkestrası.
Lütfen alkışlar mısınız hanımlar?

Beyefendinin isteği üzerine genç arkadaşımızı alkışlıyoruz.
Genç arkadaşımız mahçupça bize teşekkür ediyor.
Bu sırada "net deli" olduğuna kanaat getirdiğimiz garsondan kahve istiyoruz "zamanı gelince getiririm" diyor.
Ve tüm bu olan bitenler bize gayet normal geliyor.

Bu sırada, önce Kabataş vapuru kaçıyor.
Hemen arkasından da Bostancı vapuru.
Biz kovalamıyoruz ve fakat arka arkaya kaçıyor son vapurlar.
Mecburen arkalarından el sallayıp Bostacı motoruna binmek üzere kalkıyoruz.

Komşu masamıza veda ederken, beyefendi kendini takdim ediyor;

- Ben, Nino Varon.

İsmini duyar duymaz gülümsüyorum.

- Sizce de çok güzel bir isim değil mi?
- Kesinlikle öyle.
- Yine gelin kızlar, ben buradayım, beklerim.

Bir Ağustos gecesi, Nino Varon'un masasına yancı olarak teşrif etmenin güzelliğiyle, hükmen mağlup indiğimiz Büyükada'dan galibiyetle ayrılıyoruz. Şimdi Bostancı düşünsün!

Nino Varon - Bir Kadin Bu Kadar Özlenmez Ki by lal-ase

Sevgili Nino Varon'a, masasındaki dostlarına, Fıstık Ahmet'e ve Prinkipo'nun "net deli" garsonuna sevgilerimle...

No comments:

Post a Comment