Thursday, 12 July 2012

YOU AND I ARE A GANG OF LOSERS - THE DEARS


Saatlerce konuşmaktan yorulmuştum ve bulduğum ilk taksiye atladım.
Gideceğim yeri söyleyip kafamı koltuğa yasladım, ipod'umu takıp müziğin sesini iyice açtım.
Taksiyi kim kullanıyor, bana bir şey diyor mu, trafik mı var, uyuyakalır mıyım umrumda değil.

Daha 100 metre bile gitmeden taksici kenara çekti.
Ne oluyor diye kafamı kaldırdığımda, taksicinin elleri titreyerek su içtiğini gördüm.
Ben daha bir şey soramadan döndü bana.

- Kusura bakmayın, biraz sinirlerim bozuk da, bir su içeyim kendime geleyim dedim.
- Estağfurullah, iyi misiniz? Sıcaktan mı acaba?
- Yok kızım, korkudan.
- Ne korkusu?
- Beykoz'a gitmezsem öldürüleceğim korkusu.

İçimden "eyvah!" dedim, adam sakinleşmeye çalışırken kafamdan elli ayrı senaryo geçti.
Ya borcu var, bu akşama kadar ödeyemezse O'nu öldürecekler; ya mal-mülk yüzünden çıkan aile kavgası... Ben kafamdan hikaye yazarken adam taksiyi tekrar çalıştırdı.

- Adamın biri, az önce, sizden hemen önce... Durdurdu. Beykoz'a dedi. Beykoz'a gidemem beyefendi, arabayı vereceğim ama sizi metrobüse bırakabilirim en azından karşıya geçmiş olursunuz dedim. Adam, cebinden silah çıkardı "kafanı dağıtırım" dedi.

Adam anlatırken bembeyaz, ben arka koltukta bembeyaz.
Ruh gibi gidiyoruz.

- Ne yaptınız peki?
- Ne yapayım kızım, öyle baktım. Şu an sen nasıl bakıyorsan öyle. Sonra "tamam" dedim.
- "Tamam, gidelim" mi dediniz?
- Yok, "tamam vur" dedim. "Karıma, çocuklarıma dersin 'Beykoz'a gitmek istemiyordu, öldürdüm.' Birini Beykoz'a gitmek istemediği için öldüren tek insan olarak tarihe geçersin. Yap." dedim.
- Şaşırmıştır.
- Evet. Önce küfretti, sonra çekti gitti bunu duyunca.
- Geçmiş olsun.
- Sağ ol kızım. İyi bir yeri varmış demek ki adamın içinde, oraya dokunmuşum.
- Evet, galiba.
- "Her kötünün içinde bir iyi vardır" dersi çıkarma ama buradan.
- Yok yok çıkarmam merak etmeyin, onu bırakalı çok oldu.
- Peki söyle bakalım iyiler her zaman kazanır mı?
- Bilmem, bunu kötülerin her zaman kaybedip kaybetmediğiyle mi ölçeceğiz?

Adamın ilk kez yüzü güldü, halinden tavrından, konuşmasından belliydi zaten okumuş olduğu.
Emekli felsefe hocasıymış, korku hikayesi gibi başlayan yol; felsefe dersine dönüştü.

- Aferim, öğrencim olsaydın sana 10 verirdim.
- Erken konuşmayın hocam, bir kuramım daha var. Her an sıfırı basabilirsiniz.
- Söyle bakalım.
- Kötüler, her hikayede gerçekten kötü oldukları için mi kaybediyor? Yoksa kaybettikleri için mi kötü oluyorlar? Düzenli olarak kaybetmek, kötülüğün gol pası olabilir mi?
- İyiler hayatta hep kazandıkları için mi iyi oluyorlar yani?
- Ben soruyorum hocam ya.
- Tamam işte, ben de soruyorum. Felsefe cevap bulmaktan öte, soru sormak değil midir?
- Hocam, valla müsait bir yerde atlarım, "sözlü"ye kalkma korkusu vardı zaten bende, üstüme gelmeyin.

Evin önüne geldiğimizde, hocanın eli sıktım ve kendisini Beykoz'a gitmemesine rağmen ölmediği için tebrik ettim.

İyiler her zaman kazanır mı, kötüler hep kaybeder mi tartışmamız yarım kaldı.
Ve bu sırada ben kendime yeni bir başlık daha açtım:
İyi olduğumuzu sandığımız zamanlarda da kaybediyoruz.

You And I Are A Gang Of Losers by The Dears on Grooveshark

5 comments:

  1. Birbirinize sorduğunuz sorularda atladığınız bir şey olmuş bence.

    İyilik kavramının bir standardı var mıdır? Birisi, bir kişiye göre iyiyken başkasına göre kötü olamaz mı? Bu durumda, kazananın iyi olan mı kötü olan mı olduğunu anlamak imkansız değil midir?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ve fakat eksik; tezlerde olur, hikayelerde olmaz.

      Hikaye, yazanın anlattığı kadardır, eksik/kusur/atlanmış nokta aranmaz.

      Kendisi Ulus taksi duraklarından birinde çalışıyor yanlış hatırlamıyorsam; atlayın arabasına bizim atladığımız konuları bizzat siz tartışın.

      Sonra bize anlatırsınız.

      Ne kadarını isterseniz o kadarını :)

      Delete
    2. Anamm burada "Like" yok mu? Nereye tıklaycam? Neyse yayınlanmadan bir gün önce rakı-balık masasında dinleyip like etmiştim zaten :)

      Delete
  2. Blogunuzu miapost'dan duydum.
    Elinize sağlık.
    Benim de blogumda yer verdiğim bir baba-kız var (hem de Türk)
    http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/07/ornek-alnacak-bir-baba-kz-selin-ve.html

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sevgili Melis Tezcan,
      linke baktım ve bu baba-kıza hayran kaldım! :)
      Paylaştığınız için çok teşekür ederim.

      Delete