Sunday, 8 January 2012

NIVAHEND LONGA - BURHAN ÖCAL


Pazar öğle vakitleri.
Ben, bir grup İngiliz, bir Fransız çift ve üç Japon Tünel'in kalkmasını bekliyoruz.
Birden içeri 13-14 yaşlarında iki erkek çocuğu dalıyor.
Nefes nefese kalmışlar.
İçlerinden biriyle göz göze geliyoruz.

- Abla, bu Harem'e gider mi?
- Gitmez. Harem karşıda. Vapura binmeniz lazım.
- Tamam Abla sağ ol. Harem'den otobüse binicez de biz.

Önümdeki koltuklara oturuyorlar.
Aradan bir dakika geçmiyor, diğeri oturduğu yerden dönüp soruyor.

- Abla, bu vapura gider mi?
- Gitmez, Karaköy'den Sirkeci'ye gitmeniz lazım.
- Tamam abla. Sağ ol.

Karaköy'den Sirkeci'ye nasıl gideceklerini tarif ediyorum ama anladıklarından pek emin değilim.
Kendi aralarında konuşuyorlar, merakla Tünel'deki turistleri inceliyorlar.
Bir tanesi yine dayanamayıp soruyor.

- Abla be...
- Bu sizin memlekete de gitmez, onu soracaksan.

İkisi birden kıkırdıyor.

- Yok şeyi soracaktım. Bu gavurlar biliyorlar mı bunun nereye gittiğini?

Daha büyük görünen diğerini dürtüyor.

- Ya oğlum niye soruyosun? Onlar turist, baksana haritaları var, kaybolmazlar. Abla sen bakma buna.

Tünel'den inince Sirkeci'ye nasıl geçeceklerini uzun uzun tarif ediyorum. Arabalı vapura arabasız binip binemeyeceklerinden, vapurun kaç para olduğuna kadar bir sürü soru soruyorlar.
Biliyorum kaybolacaklar.
Onlar turist değil ki, haritaları olsun.

Nihavend Longa by Burhan Öçal / Jamaladeen Tacuma on Grooveshark

* Fotoğraf, Stanley Kubrick'in arşivinden.

No comments:

Post a Comment