Tuesday, 17 May 2011

SANTANA - GUITAR HEAVEN - The Greatest Guitar Classics of All Time


While my guitar gently weeps.mp3
Yıl 1998. West Sussex, İngiltere. Whyke Lane’den Chichester meydanına doğru yürüyorum. Hava yine yağmurlu, zaten hep yağmurlu, güneşi en son bir hafta önce tesadüfen görmüşüm. Okula nasıl geç kalmışım belli değil, saat 9’u geçmiş 10’a koşuyor; ben koşmuyorum. Kulağımda bangır bangır “While my guitar gently weeps”, tepemde kapkara İngiliz bulutları, aklım kim bilir nerede ağır ağır yürüyorum. Yine yanlış şarkıyı seçmişim yürümek için. Sınıfa girmeden direkt Mrs Davies’in odasına girip aslanlar gibi “being on time” başlıklı nutuğumu yiyorum; akşam eve yine aynı şarkıyla dönüyorum.

Bu şarkıyı tam 12 yıl sonra, toplantıya geç kaldığım bir sabah bu kez India Arie’nin taptaze sesinden, Santana’nın Paul Reed Smith imzalı enfes gitarından ve Yo Yo Ma’nın leziz çellosundan dinledim. Verdiği his aynı; ben hiçbir zaman geç kalmam, birileri hep erken gelir.

Boy, I’M IN HEAVEN! YA DA SANTANA GUITAR HEAVEN
Malum, Santana başımızın tacıdır, Black Magic Woman’dır, Oye Como Va’dır, 1999’da Supernatural ile vize dönemimize renk katandır; Hendrix, BB King ve John Lee Hooker’a bizim kadar aşık olandır. Birileri Carlos Santana’ya sanki “baba, hadi en unutulmaz şarkıları topla, en sıkı müzisyenleri bir araya getir; kap gitarını, bize bir best of hatta bir most of albüm yap” demiş, o da “sizi mi kırıcam gençler” demiş ve yapmış.

Guitar Heaven: The Greatest Guitar Classics of All Time, Santana abimizin gitarıyla can verdiği 12 (deluxe albümdeki iki şarkıyla beraber aslında 14) şarkılık bir cennet. The Beatles, The Doors, AC/DC, Rolling Stones gibi büyük efsanelerin şarkılarını Joe Cocker, Santana’nın göz bebeği Andy Vargas, Linkin Park’ın bıçkın solisti Chester Bennington gibi sıkı vokallerden dinliyorsunuz ve mest oluyorsunuz. Nasıl diyordu Wyclef Jean “Maria Maria” şarkısında: “The sounds of the guitar yeah yeah, played by Carlos Santana”

TRACK LIST
Whole Lotta Love:
Bu şarkı bir Led Zeppelin cover’ı değil, bildiğiniz update edilmişi. Soundgarden’dan sevip saydığımız Chris Cornell’i şarkının hakkını verdiği için alnından öpmek gerek. Hani Amerikan filmlerinde saçını eliyle düzelttikten sonra en son aynaya “you rockz baby!” bakışı fırlatıp evden çıkan jön vardır ya... Hani o yolda yürürken fonda aynı şarkı çalmaya devam eder. Hah işte o şarkı bu şarkı. Cumartesi gecesi evden çıkmadan önce dinlemelik ve birazdan Bronx’ta bir bara dalacak deri ceketli abi/abla gibi hissetmelik.

Can’t you hear me knocking:
Rolling Stones’un bu nadide eserini Johnny Deep’in oynadığı Blow filminden hatırlıyor, pek de seviyoruz.Stone Temple Pilots ve Velvet Revolver’dan tanıdığımız Scott Weiland’ın vokali Mick Jagger’ınki kadar seksi değil haliyle. Kulaklar şarkının orijinal versiyonundaki saksafon solosunu da arıyor ve fakat Santana’nın gitarı yerini tatminkar bir şekilde dolduruyor. İsyankar ve iddialı bir şarkı; kulaklığı takıp eski sevgilinin kapısına dayanabilir; sözlerini pek umursamazsanız patronun odasına kapısını çalmadan dalabilirsiniz. O özgüveni veriyor insana, hey maşallah!

Sunshine of your love:
Tim Burton için Johnny Deep neyse, Santana için Rob Thomas o galiba. Santana albümlerinde müthiş performans sergileyen Rob, niye solo albümlerinde bunun yanından geçemez bilinmez ama kendisi bu müthiş Cream şarkısını söylemek için doğmuş. Kesinlikle Cuma gecesi işten, okuldan eve dönerken ya da dışarı çıkarken bir an önce kime kavuşmak istiyorsanız koşa koşa O’na giderken dinlenecek şarkı.


While my guitar gently weeps:
“En yürek burkan The Beatles cover’ı“ ünvanını bu hüzünbaz şarkıya verdim gitti! Mesela bir Kasım akşamı ama çok yalnızken, şansınıza biraz da yağmur yağıyorsa, ağır ağır yürüyüp dinleyin bu şarkıyı. Depresyondaki ruhlara, pms olmuş kadın bünyeye birebir. Oturun ağlayın o derece.

Photograph:
Bilenlerin American Idol’den aşina olduğu, bilmeyenlerin “No Surprise” ile sevdiği Chris Daughtry’e bu leziz Def Leppard şarkısı çok yakışmış. Hani güneşli bir günde, öğlen saatlerinde, radyoda duyup sesini açtığınız şarkılar vardır, muhtemelen bir tatil beldesindesinizdir, önce pencereyi açarsınız, sonra mis gibi deniz kokusunu içinize çekersiniz. Evet evet, o şarkı bu şarkı.

Back in black:
Bu sanki AC/DC klasiği Back in Black’i değil de Nas ve Santana’nın doğaçlama yaptığı yepyeni bir şarkı. Hayat yıldırır ya bazen, mücadele gücü bulamaz insan, çabalamaya bile gücü yoktur. Sonra bir an kendinde daha önce bulmadığı bir gücü bulup aşka gelir. İşte o aşk bu aşk! İntikam şarkısı gibi, dünyaya, hayata inat: “I am back!”

Riders on the storm:
The Doors’un bu “cool” şarkısını Linkin Park’ın solisti Chester Bennignton söylüyor, grubun klavyecisi Ray Manzarek eşlik ediyor. Tam dünyaya kendini kapatıp kalabalık bir caddede insanların arasından omuz hareketleriyle sıyrılıp geçerek asi asi yürüme şarkısı. İsteyen araba kullanırken de dinleyebilir, ama güneş gözlüğü şart.


Dance the night away:
Bir zaman önce “Drops of Jupiter”in klibinde aşık olduğumuz Patrick Monahan, Van Halen şarkısına ruhunu vermiş, öyle ki sözlerini bizzat onun yazdığını düşünmek olası. Şarkının sözleri her ne kendine fazla güvenen bir flörtöz’ün davetkar meydan okuması olsa da, bana hep bir kişisel zafer anını çağrıştırıyor. Hani zor bir sınavdan çıkarsın, zor bir iş gününün ardından bir şey başarmış olarak yorgun eve dönersin ve kendini çok başarılı hissedersin...İşte o an bu şarkı çalsa nasıl da dans eder insan.

Bang a Gong:
Bush’un solisti Gavin Rossdale, bu seksi şarkıyı aynı seksilikte söylerken Santana’nın gitarı insanın içini kıpır kıpır yapıyor. Bu şarkının fonda çalacağı (ilk akla gelen) okazyon tamam. Ama özellikle gecenin bir yarısı çalışırken, muhtemelen dünyanın en sıkıcı işini yaparken, kendinizi iş yerinde ya da evde değil başka bir yerde hayal edin. İster sevgilinizle dans ederken ister hiç bilmediğiniz bir şehirde bir barda kendinizden geçmişken... Hatta koltuğunuzda ufaktan dans da edin, sonra işinize dönebilirseniz bravo!

Fortunate Son:
Bu şarkıyı bilmeyenler sanki biliyor gibiler. Nereden hatırlıyoruz? Forest Gump filminden. Creed’in solisti Scoot Stapp, şarkıya nasıl da yakışmış. İçinizdeki tüm anarşist hisleri biriktirin, memleketin haline söylenmeye başlamadan önce derin bir nefes alın, dilinizin ucuna kadar gelen tüm küfürleri biraz erteleyin, istifa mektubunuzu şimdilik yırtın ve sevgilinize atacağınız öfkeli mesajı göndermeden önce kaydedin. Sonra bu şarkıyı dinleyin. Sizi biraz olsun rahatlatmazsa, yapın gitsin! Pişman olursanız “It ain’t me!” dersiniz en kötü.

Little Wing:
Bir Hendrix baş yapıtı; parçalı bulutlu ve her daim buğulu Joe Cocker sesiyle tam bir uykudan önce şarkısı. Yatmadan önce sessizce, yürekten edilen bir dua gibi. Ama önce ışıkları kapatıp koltuğa iyice gömülmek gerek, pencerelerin hepsini açıp odanın havasını değiştirmek gerek, e yanında da bir kadeh kırmızı şarap gerek. Ve en önemlisi “When I am sad, she comes to me” cümlesine inanmak gerek.

I Ain’t Superstitious:
1961 model bir blues klasiği, BB King’in övgülerine mazhar olmuş Jonny Lang yorumu, duman altı olmuş bir blues barda, gecenin en son şarkısı tadında. Cuma ya da Cumartesi gecesinin sonu. Eser miktarda alkol alınmışsa, yanınızda dostlar da varsa, herkesin keyifle eşlik edebileceği; eşlik etmese de tempo tutabileceği leziz bir “kapatıyoruz beyler” şarkısı.

DELUXE VERSİYONDAKİ BONUS ŞARKILAR:
Under the Bridge:
Red Hot Chili Peppers severiz, Andy Vargas’ı ailecek beğeniriz. Söylenecek kelime yok, şiir gibi, bahar gibi. Sabahın erken saatleri, beyin daha uyanmamış, kahveye altlık kıvamda bir şarkı. Özellikle iş yerinde, kahvenizi alıp bilgisayarı açar açmaz, ilk bunu dinlemek günü daha çekilir kılabilir.

Smoke on the water:
Deep Purple’ı benim gibi baş tacı yapanları pek kesmeyecek bir cover dürüst olmak gerekirse. Papa Roach’un Jacoby Shaddix’i maalesef Ian Gillan’ın yaşattığı enerjinin yarısını bile vermiyor. Ama olsun, “Smoke on the water” ani bir gaz şarkısı. Egonun tavan yaptığı, yine mesela tuttuğunuz takımın sahasında bol gollü bir galibiyet aldığı, kendinizden ve hayatınızdan çok memnun olduğunuz bir günde defalarca dinlenecek bir şarkı.

BU DA BENDEN SANTANA BONUS TRACK:
Wishing it was:
Supernatural albümünde hep gölgede kaldığını düşündüğüm Eagle Eye Cherry’den “wishing it was”. Biraz kalbi kırık, “işler pek umduğum gibi gitmedi” şarkısı ama enerjisi pırıl pırıl. Gün içinde taze bir nefes olur, playlist’te bulunsun, an gelir, ihtiyaç olur.

No comments:

Post a Comment