Tuesday, 17 May 2011

BARIŞ MANÇO ÖZEL


BUGÜN BAYRAM, ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR
Biz küçükken hayat pek zor değildi. Bütün derdimiz ne zaman dışarı çıkıp oynacağımız, Voltran’ın kafasının bu sefer kim olacağı, ertesi günün ödevlerinden nasıl kaytaracağımız ve akşamları uyku saatini nasıl biraz daha geciktireceğimizdi. Haylazdık, yaramazdık ama çok güzel çocuklardık.

Mesela biz küçükken haritada Nepal’in yerini şıp diye bulabilirdik, Ekvator’u avcumuzun içi gibi bilir, Moğolistan’ın başkentini sorsalar hemen söylerdik.

Biz küçükken rekabet nedir pek bilmezdik, kimseyi geçme hırsımız; en birinci olma hevesimiz yoktu. Her birimiz “10 puan 10 puan 10 puan!” alır, 30 puanla el ele şampiyon olurduk. Kaybedenimiz hiç olmadı, biz küçükken herkes birlikte kazanırdı.


Biz küçükken ıspanağı da kerevizi de severdik, trafik kurallarını tek tek sayabilir, sorana yol tarif edebilir ve dişlerimizi nasıl fırçalayacağımızı gayet iyi bilirdik. Annesini elinde kaşıkla peşinden koşturan çocuklardan olmadık hiç.

Biz küçükken öğretmen “oku bakayım” dediğinde “Ayııı” diye bağırır, bir güzel kıkırdardık. Öğretmenimiz hiç kızmazdı, biz küçükken şakalara herkes birlikte gülerdi.

Biz küçükken Moda’nın posta kodunu ezbere bilirdik. Okumayı söker sökmez sevdiklerimize mektup yazar; yeni yılda, bayramlarda kart da atardık. El yazımız kötüydü ama kelimelerimiz çok güzeldi. Bizim taa Amerikalarda mektup arkadaşlarımız vardı. Biz küçükken dünya da bizim kadar küçüktü.

Biz küçükken bir eşekle arkadaş olabileceğimize inanan naif çocuklardık. Kimimiz ağaçların tepesinde büyüdü kimimiz kalabalık şehirlerin göbeğinde. Hayatlarımız ayrı da olsa şarkılarımız aynıydı, yüreklerimiz birdi. Biz kimseyi ayırmaz, uzaklaştırmaz; herkesi kardeşimiz bilirdik.

Biz küçükken bütün bir aşk hikayesinin iki küçük kol düğmesi olabileceğini de bilirdik, kara sevdaya pek aklımız ermezdi ama herkesin hayalinde bir Sakız Hanım, bir Mahur Bey mutlaka vardı.


Biz küçükken güzel sevmeyene “adam”; selam almayana “yiğit” denmediğini de bilirdik pekala. Çok bilmiş çocuklar değildik ve fakat adam olacak çocuklardık. Boyumuzdan büyük hayallerimiz vardı, mesela komşunun oğlu Ahmet astronot olmak istediğinde biz O’na hiç gülmezdik. Çünkü biz en çok birbirimize inanırdık.

Biz küçükken bize şarkılar yapan bir abimiz vardı. Sağ olsun bizi adam yerine koyar, bize “kısa boylu vatandaş” derdi. Dünyaları gezdirdi bize, coğrafyadan çakmadık sayesinde. Ne güzel şarkılar yaptı, söyledik bir ağızdan; müziği sevdik. İlhamını Anadolu’dan aldı hep, memlekete hiç uzak düşmedik bu yaşa geldik de. Biz küçükken, bir Barış Abimiz vardı; O’nu milyonlarla paylaşırdık da bir gram kıskanmazdık, O hepimizi ayrı ayrı severdi.

O’nunla büyüyenlerde Barış Manço’nun yeri ayrı, bana sorsanız apayrı. 15 gün hiç durmadan yazsam ne şarkılarını bitirebilirim, ne de O’na dair söyleyeceklerimi. Biz küçükken çok şanslıydık, Barış Manço’yu kaçıran kuşaklara şimdi çok üzülüyorum. Zira bu ülkeye sadece şarkılar yapmadı Barış Manço, bir kültür kazandırdı. Bugün artık sahip olamadığımız bir kültür.

MoodTrack iftiharla takdim eder: İçinden Barış geçen şarkılar

Barış Manço şarkıları aşktır, dostluktur, bazen kederdir, çoğu zaman esprili ve her daim ümitlidir. Bazen Ahmet Bey’in ceketini anlatır, bazen Nazo Gelin’in ayağındaki halhalı. Kimi zaman ayrılığı anlatır en yalın haliyle kimi zaman naif bir bayram sabahını. Edebiyattaki klasikler gibidir Barış Manço şarkıları, her yaşta dinlendiğinde ayrı bir keyif verir. Hiç eskimez, paslanmaz. Kuşaktan kuşağa geçer, tıpkı efsaneler gibi.

Dağlar Dağlar:
Barış Manço deyince ilk akla gelen şarkıdır herhalde. Yazlık yerlerde sahilde, bir otobüse doluşulup gidilen okul gezilerinde, eline gitarı olan birinin yanına çöküldüğünde, yine mesela Taksim’de bir meyhanede ya da Kadıköy’de bir barda bağıra çağıra söylenesi bir şarkıdır. Bir ağızdan söylendiğinde coşturur, radyoda- hele orijinal kaydındaki kemençe introsu duyulduğunda- hüzünlendirir. Herkesin bir dağı, duvarı vardır ya sevdiğini elinden alan, işte o dağlar bu dağlar.



Alla Beni Pulla Beni:
Ege’de bir sahil kasabasında, renk renk ampüllerin altına dizilmiş tahta masalar, masalarda mezeler, börekler; birbirini çok seven iki gencin mütevazi düğününde güler yüzlü, tiril tiril elbiseli misafirler. Fonda sakin sakin “Alla Beni Pulla Beni” çalıyor, masalardan birinde oturan 35 yıllık evli bir çift sevgiyle birbirine bakıyor. Bu şarkı ne zaman çalsa gözümün önüne işte bu sahne geliyor. O çift de annemle babam sanki. Hem “Gözüm senden başkasını görmez oldu yar” kadar naif bir itiraf, bir ilan-ı aşk daha var mı bu hayatta?

Anlıyorsun değil mi?:
Buz gibi bir Şubat günü Beyoğlu’ndayız. İstiklal Caddesi hep kalabalık, yine kalabalık. İnsanların arasından kıvrıla kıvrıla, kulağınızda bu şarkıya belki ıslıkla eşlik ederek tünele doğru yürüyorsunuz. Hava ayaz mı ayaz, elleriniz tabii ki ceplerinizde. İki kişilik bir şarkı bu. Sizi mutlaka bir anlayanın olması gerekiyor. Ya da siz bir türkü tutturun, elbet duyan olur. Güzel coverları yapılmış olsa da Barış Manço’nun sesinden dinlemek lazım bu şarkıyı.

Gibi gibi:
Yıl 2001. Üniversiteyi bitirmemize mecburen bir iki sene daha var. Çarşamba akşamları ekipçe Sıraselviler’de Yaga’dayız. Sahnede Kurtalan Ekspres. Mikrofonda rahmetli Bahadır Abimiz, vokalde biz. Barış Manço’nun kendine pek güvenen ama bir yandan da temkini elden bırakmayan aşık şarkılarından birini söylüyoruz. Oyle “sevgilimi koluma takarım, iki günde yenisini bulurum, o biçim unuturum” midesizliği yokken ortada, biz “Yüzüme karşı git diyorsun ama... sanki gözlerin kal der gibi gibi” diyorduk terbiyemizle. Bir gün birine gönlünüz düşer de tam emin olamazsanız, inceden bir mesaj yollayasınız gelirse, gönderin şarkıyı müstakbele. İki satır yazmanıza bile gerek yok.

Dönence:
İşte leziz bir uzun yol şarkısı. Küçük bir arabada, tek başınıza direksiyondasınız. Simsiyah gecenin koynunda yapayalnız. Üstelik uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor, siz de duyuyorsunuz. İstikamet; paşa gönlünüz nereye isterse. Yol da sizin, şarkı da. Nasılsa bir gün gelecek dönence... Türk Rock Müzik tarihinin ve Barış Manço’nun değişmez klasiklerinden biri daha. Eğer benim kadar şanslı olduysanız şu hayatta, bu şarkıyı Cem Karaca’dan canlı canlı dinlemek de ayrı bir tattı zamanında.



Kara Sevda:
Gözümün önüne Japonlar geliyor bu şarkıyı duyunca. Bir elinde Türk, diğer elinde Japon bayrağı olan güleryüzlü bir kalabalık. Barış Manço’nun Japonya konserinin final şarkısı. Barış Abi şarkı boyunca tüm salonu boydan boya dolaşır, kameralar O’nu takip eder. Japon Prensi “Bir Şey San” çılgınca dans eder, halk onun bu halinden hayli tedirgin olsa da çaktırmaz. Zaten prensle prens olunmaz. Keşke Japonlar “Nasıl anlatsam bilemiyorum, içim içime sığmıyor” cümlesine de eşlik edebilselermiş. Kısmet… Kara Sevda, tam da layığıyla bir dans şarkısı ve kesinlikle çok güzel bir konserin son şarkısı.



Unutamadım:
Harbiye Açık Hava. Çok güzel bir Ağustos akşamı. Çakmaklar elde. Nakarat kısmını binlerce kişi tek ağızdan söylüyor. “Öyleyse sen unut beni, yeter ki benden isteme” kısmında sesler iyice yükseliyor. Hani bazı şarkılar vardır, ne kadar çok insan eşlik ederse o kadar büyür kalplerde. İşte bu şarkı öyle bir şarkı. Vefatından sonra Barış Abi’yi en çok andığımız şarkı.

Nane Limon Kabuğu:
Bahara nazlanan bu kış aylarında türlü türlü gripler peydahlanırken peşi sıra, piyango mutlaka size de çıkacak. Poşet çayları bir kereliğine bırakın, kalkın bir aktara gidin. Haliniz varsa hatta Mısır Çarşısı’na uğramak yerinde olur. Söz konusu aktara kısa bir “hayırlı işler” girişinden sonra aynen şu cümleyi kurun: “nane, limon kabuğu bir güzel kaynasın, içine hatmi çiçeği biraz çörek otu katasın hatta biraz tarçın, bir tutam zencefil” Buyrun. İçinde hem tarif var hem de siparişiniz. Aktarla şarkıyı karşılıklı söylerseniz belki indirim bile alabilirsiniz.

Daha nice şarkılar var sevdiğim ve kaptırıp yazmak istediğim. Mesela; Sahilde, Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi, Süper Babanne, Can Bedenden Çıkmayınca, Gönül Ferman Dinlemiyor, Ali Yazar Veli Bozar, Lambaya Püf De, Gülbebeğim, Aynalı Kemer, Gülpembe, Al Beni, Beyhude Geçti Yıllar, Domates-Biber-Patlıcan, Delikanlı Gibi, Ayrılık, Gesi Bağları, Estergon Kalesi, Dere Boyu Kavaklar, Bir Bahar Akşamı, Gamzedeyim Deva Bulmam, En Büyük Mehmet Bizim Mehmet, Süleyman, Hala Kızı Zehra, Little Darling, Nick the Chopper, Müsadenizle Çocuklar…

Müsaade senin Barış Abi.
Sana layık “adam olmuş çocuklar” mıyız bilmiyorum ama inan denedik.
Zira buralar pek senin bıraktığın gibi değil.

Niye dersen; bugünlerde kendimizi hıyar gibi hissediyoruz be Barış Abi, hani ince kıyım doğrasalar bizi Marmara cacık olur diyoruz. Anlıyorsun değil mi?

Bu yazı Barış Abime ve gözlerinde babasını gördüğüm canım arkadaşım Doğukan’a adanmıştır.

1 comment: